
“İnsanların kendilerini gerçekleştirememelerinin sebebi zaman değim hayal gücü eksikliğiydi”

İnsan türüne dışarıdan bakıldığında günlük alışkanlıklar, bedenler ve duygular ne kadar anlaşılmaz görünebilir? Matt Haig, İnsanlar'da bu soruyu Profesör Andrew Martin'in tuhaf kayboluşu üzerinden kurar. Dünyanın en büyük matematik bilmecelerinden birini çözen Martin ortadan kaybolur; bir süre sonra otoyol kenarında çıplak ve kendisi gibi davranmayan biri olarak belirir. Çevresindeki yaşamı tanıyor görünse de insanlara karşı derin bir yabancılık hisseder.
Yiyecekler, görünüşler, savaş eğilimi ve gündelik toplumsal kurallar ona itici gelir. Sevgi, evlilik ve aile gibi başkalarının doğal kabul ettiği bağlar ise başlangıçta çözülemeyen bilmecelerdir. Martin'in yakın çevresiyle kurmak zorunda kaldığı ilişkiler, insanlığı yalnızca şiddeti ve çelişkileri üzerinden değerlendiren bakışını zorlar. Küçük sevinçler, korunma isteği ve başkasının iyiliği için alınan kararlar, matematiksel kesinliğe sığmayan bir değer alanı açar.
İnsanlar, bilimkurgu fikrini mizah ve duygusal gözlemle birleştiren bir romandır. Haig, insan olmanın kusursuzluk değil; kırılganlık, bağ kurma ve değişebilme yeteneğiyle ilgili olabileceğini araştırır. Dünyaya yabancı bir gözün şaşkınlığı, okurun sıradan saydığı davranışları yeniden düşünmesini sağlar ve yaşamın anlamını büyük cevaplardan çok yakın ilişkilerde arar.
Bookspace topluluğundan 24 gönderi

“İnsanların kendilerini gerçekleştirememelerinin sebebi zaman değim hayal gücü eksikliğiydi”

Asal sayılar gibi olmalısın.Gücünü kaybetmemeli,mesafeni korumalı ve etkileşimden sonra değişmemelisin.

Ve o an aşkın ne işe yaradığını anladım. Aşk hayatta kalmana yardım ediyordu.

Her gün arabayla elli kilometre yol gidiyorlar, sonra bir iki cam kavanozu geri dönüşüm kutusuna attılar diye kendilerini iyi hissediyorlar. Barıştan iyi bir şey gibi bahsedip sonra savaşı yüceltiyorlar. Öfkeye kapılıp karısını öldüren adamı aşağılıyorlar ama bomba atıp yüzlerce çocuğu öldüren kayıtsız askerlere tapınıyorlar. Paranın mutluluk getirmeyeceğini biliyormuş numarası yaptıkları halde her seferinde parayı seçiyorlar. Her fırsatta vasatlığı göklere çıkarıp başkalarının felaketlerini izlemeye bayılıyorlar. Yüz bin küsür kuşaktır bu gezegendeler ama hâlâ ne kim olduklarını, ne de nasıl yaşamaları gerektiğini biliyorlar. Hatta eskisine göre daha az biliyorlar bunları. İnsanlık kendi ellerini yiyen bir canavar. Üstelik canavarı hâlâ görmüyorlar ya da görseler bile, canavarın içinde olduklarını, canavarın molekülleri olduklarını anlamıyorlar.

Kelimelerle hikayelerin insanın kendini yeniden bulması için yollar, haritalar sunduğunu keşfettim. Edebiyatın insan hayatını ve aklını kurtarabildiğine gönülden inanıyorum artık.

“Tamam. Ama korkuyorum.” -Korkmakta haklısın. İnsanların arasındasın.

Asal sayılar güçlüdür.Başkalarına bağımlı değildir. Saftır, tamdır ve gücünü asla kaybetmez. Asal sayılar gibi olmalısın. Gücünü kaybetmemeli ,mesafeni korumalı ve etkileşimden sonra değişmemelisin...

"Mükemmel olmak zorunda değilsin. Sadece gerçek ol."

Bilgisayardan belge silmek ile yaşam silmek aynı şey değil....

Diyorum ki insanları anlamak zaman alıyor çünkü onlar kendilerini anlamıyorlar. Çok uzun zamandır kıyafet giyiyorlar. Metaforik kıyafetler. İşte bunu anlatmaya çalışıyorum. İnsanlar medeniyetlerinin bedelini böyle ödemiş, medeniyeti yaratmak için gerçek benliklerinin kapılarını kapatmışlar. Bu yüzden de kaybolmuşlar, benim anladığım bu. Sanat da bu yüzden var. Kitapları, müziği, filmleri, tiyatroyu, resmi, heykeli, hepsini bunlar kendilerine, asıl kimliklerine dönen köprüler olsun diye icat etmişler. Ama ne kadar yaklaşırlarsa yaklaşsınlar sonsuza dek uzaklar artık.

Sonradan kavrayacağım üzere, burası başka şeylerin içine sarılmış şeyler gezegeniydi. Ambalajların içinde yiyecekler. Kıyafetlerin içinde bedenler. Gülüşlerin içinde hakaretler. Her şey başka şeylerin içinde gizlenmiştir.

Hiçbir şey, pes etmeyen ufacık bir umuttan daha güçlü değildir.

Senden nefret eden birini sevmekle nasıl başa çıkarsın? Seni bir daha görmek istemeyen birini seviyorsan ne yaparsın?

İnsanlar şiddet ve hırsla şekillenmiş, kibirli bir türdür. Yaşadıkları gezegeni şu an için erişimleri olan yegane gezegeni yıkımın eşiğine getirdiler. Ayrımlarla sınıflandırmalarla dolu bir dünya yarattılar ama kendi aralarındaki benzerlikleri görmeyi beceremediler.

İnsanlar şiddet ve hırsla şekillenmiş, kibirli bir türdür. Yaşadıkları gezegeni, şu an için erişimleri olan yegâne gezegeni yıkımın eşiğine getirdiler. Ayrımlarla, sınıflandırmalarla dolu bir dünya yarattılar ama kendi aralarındaki benzerlikleri görmeyi beceremediler. Teknolojiyi insan psikolojisinin uyum sağlayabileceğinden daha büyük bir hızla geliştirdiler ve hepsinin delisi olduğu para ve şöhret için ilerletmeye çalışıyorlar.

“Gülmek, delirmek gibi, tek çıkış yoluydu sanki, insanların acil çıkış kapısı.”

“Beklenti tuhaf bir şeydir.”

Bir kalbin kırılmasını engellersem," demişti şair, "boşa gitmemiş olur hayatım.

Aşk, felaketlerin en güzeli, yok oluşların en ateşlisi.

Büyük ölçüde yanılsamalarla dolu bir varoluş sürdürüyor.

💯

Aşk, felaketlerin en güzeli, yok oluşların en ateşlisi.

"Gariplikten korkma. Dünyadaki en iyi insanlar gariptir. Zaten sadece vasatlar ve sıkıcılar 'normal' olmaya çalışır."

"Matematikte imkansız diye bir şey yoktur. Sadece, gerçekleşme ihtimali çok düşük olaylar vardır."
“Bir insanı hipnotize etmek kolaydı, çünkü evrendeki bütün türler arasında inanmaya en çaresizce ihtiyaç duyanlar onlardı.”
“Umut o tüylü şeydir Ruha tüneyen Şakıyıp durur sözsüz ezgisini Hiç ara vermeden. Matt Haig, İnsanlar”
“Eşleştiğim 10 kadından hiçbiri mesajlarıma cevap yazmadı. Yaramaz bu bookspace Tinder dan şaşma”
“Bir daha asla gelmeyecek olmasıdır, Hayatı bu kadar tatlı kılan." Emily Dickinson”
“Bir kalbin kırılmasını engellersem demişti şair, boşa gitmemiş olur hayatım.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş