
ne mutlu yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlere...

Gündüzleri bir kumaş mağazasında çalışan Bernardo Soares, geceleri Lizbon'un sokaklarını, yağmurunu ve yalnızlığını izlerken kendi iç dünyasını kayda geçirir. Fernando Pessoa'nın Huzursuzluğun Kitabı adlı eseri, düzenli bir olay örgüsünden çok düşünceler, düşler, gözlemler ve kısa anlatılar arasında ilerleyen parçalı bir yapı kurar. Pessoa'nın kendisine yakın bir “yarı-dışkimlik” olarak tasarladığı Soares, eylemsizliği bir eksiklikten ziyade dünyayı seyretmenin ve zihinsel özgürlüğü korumanın yolu olarak görür. Gündelik hayatın sıradan ayrıntıları, benlik, gerçeklik ve yaşama katılma isteği üzerine uzun iç konuşmalara açılır. Şehrin hareketi, anlatıcının yerinden kıpırdamadan sürdürdüğü zihinsel yolculuğa karşılık verir.
Metinler 1913'ten Pessoa'nın ölümüne kadar farklı zamanlarda yazılmış, yazarın sandığındaki dağınık sayfaların sonradan bir araya getirilmesiyle kitaplaşmıştır. Bu oluşum biçimi, eserin tamamlanmamışlık duygusunu ve değişken sesini belirler. Soares ile Pessoa arasındaki sınır sık sık belirsizleşir; kurmaca günlük, otobiyografik düşünce ve felsefi deneme birbirine karışır. Huzursuzluğun Kitabı, insanın tasarladığı kusursuz hayatla gerçekten yaşayabildiği hayat arasındaki mesafeyi araştıran; yalnızlığı, hayal gücünü ve yazma eylemini aynı parçalı bilinçte buluşturan modern bir başyapıttır.
Bookspace topluluğundan 119 gönderi

ne mutlu yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlere...

Huzura erebilmek için bana ruh sağlığı gerek.

Anlamak için, kendimi yok ettim. Anlamak, sevmeyi unutmaktır. Leonardo da Vinci, insan bir şeye ancak anladıktan sonra nefret ya da sevgi duyabilir, demiş. Bundan daha yanlış, aynı zamanda da daha manalı bir söz bilmiyorum.

"Bizi çevreleyen her şey bizim bir parçamız haline gelir..."

“Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum”

Bana dışarı çıkıp yaşamamı söyleyen insanlara hiç aldırış etmedim. Ben her zaman benden uzak olana ve asla olamayacağım bir şeye aittim. Benim olmayan her şey, ne kadar temel olursa olsun, her zaman şiirle dolu görünüyordu. Sevdiğim tek şey saf hiçlikti.

İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şey ile olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şey ile hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum.

“Sanırım hiç kimse başka bir kişinin varlığını gerçekten kabul etmiyor.”

Başaramadım, biliyorum. Kendisini dört duvar arasına hapseden ateşe paha biçemeyen tükenmiş bir hasta gibi, başarısızlıktan anlaşılmaz bir lezzet alıyorum.

"Hissetmek ne renktir acaba?"

Kendi yüzünü görememeli insan, çünkü bundan da ha korkunç bir şey yok. Doğa insana hem kendine, hem de kendi gözlerinin içine bakamama yeteneğini bahşetmiş. İnsan sadece akarsularda ve göllerde seyredebilirdi yüzünü. Ve bunu yaparken vücudunun alması gereken şeklin de simgesel bir anlamı vardı. Kendini görmek denen o alçaklığı yapmak için suya sarkmak, eğilmek zorundaydı. Aynayı her kim icat ettiyse, insan ruhunu zehirlemiştir. Acaba çoğu zaman kendisiyle bile yüzleşemeyen bir canlıdan çok şey mi bekliyoruz. Sahip ol(a)madığını verebilir mi insan.!

"İstemeden varım ve istemeden öleceğim. Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum." Huzursuzluğun Kitabı / Fernando Pessoa

“Kendimi öyle çok anlattım ki sonunda varlığım tükendi,…”

“Asla bana ait olmaksızın benim olmuş şeylerin ağırlığı üzerime çökmüş sanki.”

“Ben, kendi kendimin uzağında oturan bir yabancıyım."

Sevmek, sahip olmak istemektir. Oysa ben, sevdiğim şeyleri özgür bırakmayı bile beceremeyecek kadar onları içimde yaşarım.

Şu küçücük dünyada herkes incitilmiş,isimsiz,herkes yanlış yerde.

“Hayat hakkında düşünmek, onu yaşamaktan daha yorucudur.”

hepimiz dış koşulların kölesiyiz.

"Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi."

"Edebiyat, hayatı görmezden gelmenin de en hoş yoludur."

"Bir kitabın en güzel sayfası, okuyanın kendi hikayesini bulup durakladığı yerdir..."

“Kendimi öyle çok anlattım ki sonunda varlığım tükendi,…”
“İnsan, kendi gerçeğinin korkak bekçisidir.”
“Kalp düşünebilseydi atmaktan vazgeçerdi”
“Onlar Cennete gitmek için Bu Dünyayı cehenneme çeviriyorlar. Biz ise Dünyayı Cennetel çevirmek için Onların Cehenneminde direniyoruz. (Farid Farjad)”
“Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, olmak istediğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum”
“Yaşamak bana, maddenin metafizik bir hatası gibi geliyor, eylemsizlikten kaynaklanan bir dalgınlık.”
“Hayatla aramda ince bir cam var. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen, dokunamıyorum hayata.”
“Çocukluğumun yitip gitmesi değil ağladığım; çocukluğum da dahil her şeyin yitip gitmesi.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş