Hayatın Anlamı

Hayatın Anlamı

Arthur Schopenhauer

Yayıncı
Say Yayinlari
Sayfa
96
Dil
Türkçe
Yayın yılı
2014

Özet

Arthur Schopenhauer, Hayatın Anlamı'nda insan ömrünü günlerden oluşan ve ölümle hesabı kapanan bir ödeme benzetmesiyle düşünür. Zaman, insana dinlenme fırsatı vermeyen buyurgan bir işveren gibi hareket eder; sürekli ilerleyişi yaşamı yalnız sonlu kılmaz, aynı zamanda baskı ve telaşın kaynağına dönüştürür. Bu deneyim, dış koşulların güçlüğüyle sınırlı değildir.

Bütün ihtiyaçların kendiliğinden karşılandığı bir ütopya varsayımı, mutluluğun neden yalnız bollukla açıklanamayacağını gösterir. Yiyeceklerin hazır bulunduğu, her isteğin gecikmeden gerçekleştiği bir dünyada bile insanlar huzura kavuşmayabilir. Mücadele ortadan kalktığında can sıkıntısı belirir; bu boşluk kişiyi kendine zarar vermeye veya başkalarıyla çatışmaya sürükleyebilir.

Schopenhauer'ın karamsar bakışı, acı ile can sıkıntısını insan varoluşunun iki baskısı olarak yan yana getirir. İsteklerin karşılanmaması ıstırap doğururken, tüm isteklerin karşılanması da anlam sorununu çözmez. Hayatın Anlamı böylece mutluluğu sürekli haz elde etmekle özdeşleştiren beklentiyi sorgular. Zamanın geçişi, arzu ve doyum arasındaki döngü ve ölümün kaçınılmazlığı, insanın yaşamına hangi değeri verebileceği sorusunu açık tutar. Bu çelişki, insan bilincinin her koşulda kendi sınırlarıyla karşılaşacağını düşündürür.

Bu kitap hakkında gönderiler

Bookspace topluluğundan 4 gönderi

Mustafa önver@mustafaonver· 4ay🇹🇷

Şurası kesin ki bu dünyada neredeyse bütün insanların hayatları boyunca paylarına düşen işgüç, tasa kaygı, zahmet meşakkat ve sıkıntıdır. Fakat bütün arzuları dilekleri daha doğar doğmaz yerine getirilmiş olsaydı eğer, insanlar ne ile doldururlardı hayatlarını ve ne ile geçirirlerdi zamanlarını? Varsayalım insan soyu kaldırılıp her şeyin kendiliğinden gelişip olgunlaştığı, sütlerin balların yerden kaynadığı, yiyeceklerin dallarından koparılmayı beklediği; herkesin gönlünden geçirdiğini hiç vakit kaybetmeksizin önünde bulduğu ve elde etmekte hiç güçlükle karşılaşmadığı Utopia ülkesine götürüldü; o zaman ne yaparlardı bu insanlar? Ya can sıkıntısından ölürlerdi ya da kendilerini asarlardı ya da olmadı birbirlerine düşer, kavga dövüş birbirlerini boğup öldürürlerdi, böylece kendilerini şimdi tabiatın onlara yazdığından daha büyük bir acı ve ıstıraba uğratırlardı. Dolayısıyla böyle bir insan soyu için başka bir tablo, başka bir hayat uygun değildir

6
Mustafa önver@mustafaonver· 4ay🇹🇷

Zaman şeylerin beyhudeliğinin, sayesinde gelip geçicilik olarak göründüğü biçimdir, çünkü onun sayesinde bütün keyiflerimiz ve zevklerimiz boşa çıkar ve ardından hayretle sorarız onlardan arta kalan şimdi nerede diye. Bu yüzden bu beyhudeliğin kendisi zamanın yegâne nesnel unsurudur ve dolayısıyla onun dışavurumudur. Bu sebepten ötürü zaman bütün algılarımızın a priori zorunlu biçimidir; her şey, hatta kendi öz varlığımız bile zamanda kendisini göstermelidir

6
Kemal Erdoğan@ouraboruss· 8ay🇹🇷

Çocuklarıma bırakacağım en büyük miras hiç var olmayacak olmalarıdır.

5
Mustafa önver@mustafaonver· 4ay🇹🇷

Acıyı ya da ıstırabı hissederiz ama ıstırapsızlığı de-çğil; endişe yahut tasayı hissederiz, ama tasasızlığı de-ğil; korkuyu hissederiz fakat güven ve emniyeti değil. Açlığı ve susuzluğu hissettiğimiz için arzuyu hissede-iriz; ama tatmin edilir edilmez ağza alınan bir lokmaya benzer, yutulmasıyla birlikte duyularımız için varlığı sona erer

4

Senin Gibi Okuyan Biriyle Tanışmaya Hazır mısın?

Uygulamada oku

Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş

Uygulamayı indir