
Kasımın son mısralarındayız, günlerden ne bilmiyorum Ama ben bugün de seviyorum seni.

Cemal Süreya’nın Güz Bitigi, bekleyişin zamanı nasıl somutlaştırdığı duygusuyla açılan tek ve uzun bir şiirdir. Merdivenlere doğru koşan, erken geldiği için aradığı kişiyi bulamayan ses, yaşanan anı sanki başka bir şeyin provasıymış gibi algılar. Bu başlangıç, kitabın melankolik güz havasını kişisel bir bekleme ve eksiklik duygusuyla kurar.
Eser, Sıcak Nal’dan bir gün sonra yayımlanmış ve o kitaptaki sonbahar atmosferini kısa bir tamamlayışla sürdürmüştür. Ancak biçimi tek bir söyleyiş tarzına kapanmaz. Düzyazının akışı, şiirin yoğunluğu, beyitin sıkılığı ve şarkının ses örgüsü aynı metin içinde birbirine yaklaşır. Bu geçişler, bekleyişin ve kaybın yalnızca anlamla değil ritim ve sesle de duyulmasını sağlar.
Tek şiirden oluşan yapı, farklı ifade biçimlerini ayrı parçalar olarak sunmak yerine ortak bir hareket içinde birleştirir. Melankoli durağan bir hüzün değildir; arayış, erken gelme ve zamanın ağırlaşmasıyla sürekli biçim değiştirir. Şairin son ve evrensel şarkısı olarak nitelenen metin, kısa hacmine rağmen tamamlanmış bir şiir kitabının bütünlüğünü taşır. Ortaya çıkan ses, güzün geçiciliğini insanın beklediği kişiye ve kendi zamanına ulaşma çabasıyla yan yana getirir.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi

Kasımın son mısralarındayız, günlerden ne bilmiyorum Ama ben bugün de seviyorum seni.

Eşdeğeriyle yanyana yürürken Cehennem sokağında birey olmak, Ve en inceldikten sonra İlkel sözcüklerle konuşmak seninle. Saat beş nalburları pencerelerden Madeni paralar gösteriyorlar, Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık, Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey. Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. CEMAL SÜREYA

... “hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka keşke yalnız bunun için sevseydim seni” ...
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş