
Pencereden giren bu rüzgâr, uzaklarda bir yerlerde açan çiçeklerin haberini getiriyor ama biz hala odanın içindeki kendi sessizliğimizle meşgulüz.

Gecede Öykü, Leylâ Erbil'in dilin sınırlarını zorlayan, bireysel sıkışmışlıkla toplumsal baskıyı aynı gerilim içinde ele alan öykü dünyasına açılır. Metinlerde kadınlık, aile, cinsellik, sınıf, delilik ve iktidar ilişkileri alışıldık anlatı kalıplarını kıran sert bir sesle görünür hale gelir.
Klasik olay örgüsü beklemeyen, deneysel Türk öyküsünü ve feminist edebiyat damarını keşfetmek isteyen okurlar için Gecede Öykü çarpıcı bir seçimdir. Leylâ Erbil, noktalama, ritim ve iç sesle oynayarak okuru rahat bir konumda bırakmaz; bu kitap, edebiyatın huzur vermek kadar rahatsız edici sorular sormak için de var olduğunu hatırlatır. Yoğun dili, yavaş ve dikkatli okunduğunda metnin duygusal şiddetini daha görünür kılar.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

Pencereden giren bu rüzgâr, uzaklarda bir yerlerde açan çiçeklerin haberini getiriyor ama biz hala odanın içindeki kendi sessizliğimizle meşgulüz.

anam: “Kızlar koşmaz, kızlar etmez,” der dururdu, “örselenirmiş” nazik yerleri kızların koşunca, onun için birinci olurdum koşularda ben de gider, göstereceğim ben daha ona “örselenme”yi, Elizabeth sarayında “ye ye” yapar mı kim bilir? Sonunda anamın istediği biçim bir kız oldum heh! Evli barklı, evlilikle sınıf değiştirmiş, eşine pek bağlı, başkalarıyla yatmayan –yatmayan değil yatamayan–, ayrı ev açmış, sokaklarda mutlu bir çift olarak, cıvıl da cıvıl konuşaraktan, kol kola yürüyerek, bayramlarda Divan’dan bir kilo sütsüz çikolata alıp büyüklerinin elini öpmeye giden, yani “örselenir” diye düşünenlerin, geçmişinden iğrenmiş, şimdisinden tiksinen, salihati nisvandan, başı ezilecek bir burjuva. Çocuklarımız ne olacak kim bilir, orospu çocuğu herhalde.