Bekir Yıldız, Evlilik Şirketi’nde evlilik kurumunu iki insanın kişisel birlikteliği ile toplumun dayattığı düzen arasındaki gerilim üzerinden sorgular. Anlatının başındaki kadın, yaşadıklarını tek bir düğümü çözer gibi açıklayamayacağını fark eder. Yüzlerce olayın iç içe geçtiği bir hayatı, tam da o hayatı yaşarken kavramaya çalışır. Konuşamaması ve düşüncelerinin yavaş yavaş geri gelmesi, dışarıdan düzenli görünen ilişkinin içeride taşıdığı kırılmayı hissettirir.
Evlilik, sağlıkta ve hastalıkta, iyi ve kötü günde birlikte kalma sözüyle kurulur. Eser ise bu sözün ardında hangi ikiyüzlülüklerin, sahteliklerin ve yalanların saklanabileceğini sorar. Birliktelik gerçekten iki insanın samimi iradesinden mi doğmuştur, yoksa toplumsal beklentilerin oluşturduğu kirli bir şirkete mi dönüşmüştür? Bu karşılaştırma, evliliği yalnızca özel hayat meselesi olmaktan çıkarıp bireylerin davranışlarını düzenleyen bir kurum olarak tartışmaya açar.
Bekir Yıldız, daha önce Güneydoğu’nun ağalık sistemi, töre, topraksızlık, işsizlik, yoksulluk ve eğitimsizlik gibi sorunlarına yönelen bakışını bu kez evrensel bir ilişki biçimine çevirir. Kadının kendi yaşantısını anlama çabası, soyut kurum eleştirisine kişisel bir ağırlık kazandırır. Evlilik Şirketi, sevgi ve bağlılık vaadiyle toplumsal zorunluluk arasındaki mesafeyi açarak okuru, birlikte yaşamanın hangi noktada samimiyetini kaybettiğini düşünmeye çağırır.