Yıldırım Bayezid'in ardından Osmanlı tahtı için başlayan şehzadeler mücadelesi, devletin geleceğinin yanı sıra hanedanın gölgede kalmış üyelerinin hayatını da belirler. Hüseyin Nihâl Atsız, Deli Kurt romanında tarihî ayrıntıları sınırlı olan İsa Çelebi'nin bilinmeyen bir oğlunu anlatının merkezine yerleştirir. Kahramanın kişisel dramı, kardeşlerin iktidar uğruna karşı karşıya geldiği çalkantılı bir dönemin içinde gelişir. Taht kavgası, sadakat ve hayatta kalma meselelerini birbirinden ayırmanın zorlaştığı bu ortamda geçmiş, uzak bir olaylar dizisi olmaktan çıkar; bireylerin seçimlerini ve kaderini kuşatan canlı bir güç kazanır.
Roman, Orta Asya'da başlayan hayat mücadelesinin Anadolu'daki devamını tarihî kurgu aracılığıyla düşünür. Savaşın kahramanlık kadar ihtiras, savrulma ve kayıp üreten yüzü de anlatının gerilimini besler. İsa Çelebi'nin oğlunun bilinmezliği, belgelerdeki boşluğu hayal gücüyle dolduran bir karakter çalışmasına dönüşür. Parlak bakışlarıyla dikkat çeken genç kız ise sert tarihî zemine duygusal ve şiirsel bir boyut ekler. Deli Kurt, iktidar çatışmasının gölgesinde kimlik, bağlılık ve sevgi arayan bir insanın hikâyesini; Osmanlı tarihinin belirsizliklerle çevrili bir dönemini macera ve dramla birleştirerek kuran tarihî bir romandır.