
Zihinlerindeki giyotin çoktan düşmüştür; senin kendini anlatma çaban, sadece kesik bir başın kımıldayan dudakları gibi tiksinti verir onlara. ( Giyotin en sevdiğim idam aleti keşke kaldırılmasaydı)

Ágota Kristóf'un Büyük Defter; Kanıt; Üçüncü Yalan romanlarını bir araya getiren bu cilt, savaşın ortasında hayatta kalmaya çalışan ikizlerle başlayan sarsıcı bir üçleme sunar. Çocuklar, şiddete dayanabilmek için kendilerini bedensel ve duygusal sınavlardan geçirirken yaşadıklarını yalın cümlelerle kaydeder. Bu başlangıç, savaşın yalnız çevreyi değil dil, vicdan ve gerçeklik duygusunu da nasıl parçaladığını gösterir.
Sonraki romanlarda ayrılık, göç ve geçmişi doğrulama çabası anlatının merkezine yerleşir. İlk kitapta kesin görünen bilgiler başka bakışlarla çatışır; ikizlerin kimliği, ortak hafızası ve birbirlerine dair anlattıkları giderek güvenilmez hâle gelir. Kanıt arayışı okuru tek bir doğruya ulaştırmak yerine, travmanın hatırlama ve hikâye kurma biçimini nasıl değiştirdiğiyle yüzleştirir.
Kristóf'un süssüz, doğrudan üslubu en ağır olayları bile açıklama fazlalığına başvurmadan taşır. Üçleme, savaş ve yerinden edilmenin bıraktığı hasarı bir aile öyküsünün sınırlarından çıkarıp kimlik, bellek ve anlatının güvenilirliği üzerine sert bir sorgulamaya dönüştürür. Her cilt, öncekinin kesinliklerini bozarak bütünün anlamını yeniden kurar. Okurun konumu da bu sarsıntıyla sürekli değişir.
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

Zihinlerindeki giyotin çoktan düşmüştür; senin kendini anlatma çaban, sadece kesik bir başın kımıldayan dudakları gibi tiksinti verir onlara. ( Giyotin en sevdiğim idam aleti keşke kaldırılmasaydı)

Annemiz bize," Canlarım. Aşklarım. Mutluluğum. Tapılacak bebeklerim" derdi. Bu sözcükleri hatırlayınca gözlerimiz doluyor. Bu sözcükleri unutmalıyız, çünkü artık kimse bize böyle şeyler söylemiyor, bu sözcüklerin anısı da taşınamayacak kadar ağır.

Bir adam: “Sen kapa çeneni. Kadınlar savaşta bir şey görmediler.” Kadın: “Görmediler mi? Salak! Bütün yük, keder bizde: Çocukların beslenmesi, yaralıların bakımı. Savaş bitince siz hepiniz kahraman oluyorsunuz. Ölünce kahraman, gazi olunca kahraman, malûl olunca kahraman. Bu yüzden savaşı siz erkekler yarattınız. Sizin savaşınız bu. Siz istediniz, dövüşün öyleyse, kıçımın kahramanları!”

Ölüler hiçbir yerde ve her yerdedir.

Yalan veya doğru. Önemli olan şehirdekiler. İnsanlar skandalı sever.

Kendi hikâyemi anlatmak istediğimi söylüyorum ona; ama yapamıyorum, cesaretim yok, hikâyem çok canımı acıtıyor. Bunun üzerine her şeyi güzelleştiriyorum, olayları oldukları gibi değil, olmasını istediğim gibi anlatıyorum.
"Duyguları tanımlayan sözcükler çok belirsiz, bunları kullanmaktan kaçırıp nesnelerin, insanların kendileriyle,yani olayların sadık betimlemeleriyle yetinmek lazım."
"Unutursunuz.Hayat böyle.Zamanla her şey siliniyor.Anılar köreliyor, acılar diniyor."

"Ölenler ile gidenler arasındaki tek fark bu, değil mi? Ölmeyenler geri döner."
“~En hüzünlü hayatlardan bile daha hüzünlü hayatlar vardır. Evet öyle, bir kitap ne kadar hüzünlü olursa olsun bir hayat kadar hüzünlü olamaz.~ Büyük Defter Kanıt Üçüncü Yalan”
“Nezaketimin altında yatan zekâ bir kez daha taşra toprağında ziyan oldu.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş