“İnsan, kendini ciddiye aldığı sürece acı çeker.”

Harry, kendi varlığını birbirine karşı duran iki parçaya ayırır: düşünce, uygarlık ve denetimle kurulan “insan” ile içgüdü, vahşilik ve dizginsiz doğayı taşıyan “kurt”. Hermann Hesse, Bozkırkurdu romanında bu bölünmeyi yalnız bir benzetme olarak bırakmaz; yalnız yaşayan kahramanın gündelik hayata katılma ve kendisini anlama çabasının merkezine yerleştirir. Harry düşünsel üstünlüğüne sığınırken bilmediği hayat biçimlerini küçümser, fakat aynı tavır onu arzuladığı canlılıktan ve yakınlıktan uzaklaştırır. İki yönünün zaman zaman uyum göstermesi, kalıcı bir bütünlük kurmaya yetmez.
Romanın gerilimi, katı bir düşün insanının daha hafif ve hareketli bir yaşam sürmeyi denemesiyle büyür. Uygarlığın kuralları ile bastırılmış içgüdüler arasındaki çatışma, kahramanın hem toplumla hem de kendi benliğiyle ilişkisini sarsar. Hesse, Harry'nin ikilemini tek bir ruhsal teşhise indirgemeden kişiliğin sanıldığından daha çoğul olabileceğini düşündürür. Bozkırkurdu, aydın yalnızlığı, yabancılaşma, kendini beğenme ve değişim korkusunu deneysel bir anlatı içinde ele alan psikolojik bir romandır. Metin, okuru kahramanın hangi yarısının gerçek olduğuna karar vermeye değil, bu kesin ayrımın kendisini sorgulamaya yöneltir.
Bookspace topluluğundan 13 gönderi
“İnsan, kendini ciddiye aldığı sürece acı çeker.”
“İnsan, kendisiyle barışamadıkça hiçbir yere ait olamaz.”

"İnsan süreklilik taşıyan, yerinden oynatılamaz bir yapı değildir; daha çok bir deneme, bir geçittir, doğayla us arasındaki dar ve tehlikeli bir köprüdür sadece."

"İnsanların büyük çoğunluğu yüzmesini öğrenmeden yüzmek istemez."

“bir insan pek üzgünse, dişi ağrıdığı ya da para kaybettiği için değil, her şeyin gerçekte nasıl, yaşamın nasıl bir şey olduğunu hissettiği için üzgünse, gerçekten üzgün demektir, işte o vakit biraz hayvana benzer, o zaman üzgün görünür, ama her zamankinden daha gerçek ve güzeldir bu üzüntü..." der sevgili hermine bozkırkurdu'nda, ne de doğru söyler.

günaydın emekci kardeşlerim

içimdeki savaş tüm azgınlığıyla sürüyor, ortalığı kasıp kavuruyordu.

ah yaşamımın binlerce sevinci

Tanrı bilir bu ses tonunu nerden almıştı.

karşılaştığım birazcık yakınlık, saygı ve dostluk içinde bir domuz yavrusu gibi debelenip durduğumu düşünüyordum.

nasıl da bu feci durum usuldan usuldan, sinsice gelip çullandı üzerime, bu tutukluk, kendime ve herkese karşı bu nefret, tüm duygulardaki bu tıkanıklık, bu koyu, bu lanet olası bezginlik.

Anladığım kadarıyla hep çetin ve karmaşık şeyler peşinde koşmuşsun, basit şeyleri hiç öğreneyim dememişsin. Zamanın mı yoktu yoksa hevesin mi?

Bozkırkurdu dediler ona çünkü bağımsız, özgür ve kalıba sığmayan ruhuyla ayrılıyordu kalabalık insan gruplarından.
“Ah nereye baksam düşüncelerimi nereye yöneltsem, hiçbir yerde beni bekleyen biri sevinç, bana yollanmış bir çağrı, beni kendine çekecek bir şey göremiyordum.”
“şeytan us’tur, onun bahtsız çocukları da bizleriz. Doğadan kopuk, boşlukta asılı kaldık.”
“yüzü ne güzeldi bunları söylerken, ne ilahi bir yüzdü! soğuk ve aydınlık gözleri bilinçli bir hüzün içinde yüzüp duruyordu; sanki bu gözler akla gelebilecek tüm acıları çekmekle kalmamış, bunları evet deyip bağına…”
“İntihar ne denli aptalca, korkakça, beceriksizce ya da kişiliksiz ve alçakça bir eylem diye nitelendirilirse nitelendirilsin bir kaçıştır ve ne yolla olursa olsun, bir kaçış en rezili bile bu acılar döngüsünden daha…”
“Telaş çabukluk getirmez. Ölmeye karar vermem de bir saat içinde olmadı; ağır ağır olgunlaşan bir meyva gibi büyüdü, gelişti, elle tutulur kıvama geldi, yazgı rüzgarında yavaşça sallanarak onun son kez esmesiyle düşeceği…”
“Ve elbette düşünmezler de. Onlar yaşamak için yaratıldılar, düşünmek için değil. Düşünen daha dogrusu düşünmeyi kendisine iş edinen biri, bu konuda gerçi çok yol kateder ama aslında yaptığı toprakla suyu birbirine…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş