
SON Yerçekiminin olduğu bir dünyada düşmek en doğal eylemdir. Seni diğerlerinden ayıran, her defasında ne kadar erken ayağa kalktığındır.

İnsan bedenindeki mikroorganizmalar, düşünce ve davranış üzerinde sanıldığından daha büyük bir paya sahip olabilir. Serkan Karaismailoğlu, Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum Mikrobiyota kitabında bağırsaklarda yaşayan yaklaşık kırk trilyon mikroorganizmayı beyin ile beden arasındaki ilişkinin önemli bir parçası olarak ele alır. İnsan hücrelerinin sayısıyla karşılaştırılan bu geniş ekosistem, sindirimle sınırlı olmayan etkileri üzerinden incelenir. Mikroorganizmaların ürettiği kimyasalların beyin işleyişi, kilo alma eğilimi, karakter ve gündelik kararlarla nasıl ilişkilendirildiği, kitabın temel merakını oluşturur. Konu beden algısını yeniden değerlendirmeyi gerektirir.
Sinirbilim perspektifiyle yazılan çalışma, okuru kendi seçimlerinin ne kadarının yalnız bilinçli iradeden doğduğunu yeniden düşünmeye yöneltir. Bağırsak ile beyin arasındaki iletişim, karmaşık bilimsel bir konu olmasına rağmen günlük örnekler ve şaşırtıcı sayısal karşılaştırmalarla anlatılır. Karaismailoğlu, mikrobiyotayı her davranışı tek başına açıklayan gizli bir güç gibi sunmak yerine bedenin karar süreçlerine katılan canlı bir sistem olarak tartışır. Beyinde Ararken Bağırsakta Buldum Mikrobiyota, bağırsak sağlığı, sinir sistemi ve davranış arasındaki bağları anlaşılır bir dille tanıtan merak uyandırıcı bir popüler bilim kitabıdır.
Bookspace topluluğundan 11 gönderi

SON Yerçekiminin olduğu bir dünyada düşmek en doğal eylemdir. Seni diğerlerinden ayıran, her defasında ne kadar erken ayağa kalktığındır.

Bir fikre eylem eşlik etmiyorsa, o fikir ancak beyinde işgal ettiği hücre kadar büyüyebilir.

Özetle, bağırsaklarınızı yedi krallığın hüküm sürdüğü Westerns toprakları gibi düşünebilirsiniz. Burada çok fazla canlı türü bulunmakla beraber, herkesin tek bir derdi vardır. O da Demir Taht'a oturmak.

Mutluluğun, pratikte dopamin olduğunu öğrendik. O zaman bir düşünün bakalım sizde en çok dopamin salgılatan şey nedir? Eminim bu soruya yönelik, oldukça alternatif cevapları olan okuyucularımız olacaktır. Ama şüphe yok ki herkesin nükleus akkumbensine hitap eden ödüllerden biri de güzel bir yemektir. Hatırlayın, stres dolu ve oldukça yoğun çalıştığınız o dönemleri. Geçmeniz gereken o gıcık sınavı, bitirmeniz gerektiği halde bir türlü bitmeyen o projeyi, yetiştirmeniz gereken her türlü işi... Ne zaman yoğun geçen bir aktivasyon sonrası kendinizi basit bir ödülle şımartmak isteseniz, yapacağınız şey kendinize şöyle güzel bir ziyafet çekmek olacaktır. Zira şüphe yok ki her bir molekülüne kadar o yemeği hak etmişsinizdir. Bazılarımız bu meseleye o kadar düşkündürler ki sadece yemeği yemek kısmını değil, pişirme seansını da garip bir ritüele dönüştürebilirler.

Yaşam ve ölüm, kelimelerle tanımlayacağınızdan öte, çok uzun zamandır birbirlerine âşıktır. Yaşam, ölüme sayısız hediyeler gönderir... Ve ölüm onları sonsuza dek saklar.

YENİ KİTAP Beni ben yapan ve bu kitabın yazılmasında emeği geçen tüm mikroplarıma...

"Bilim insanlarını şok eden gelişme. Meğerse bağırsaklarımız ikinci beynimizmiş" gibi açıklamalar giderek daha sık duyacağımız ifadeler olacak gibi duruyor. Aslında açık konuşmak gerekirse, bağırsaklar şu an için kesinlikle altın çağını yaşıyorlar. Yani, eğer organlarla ilgili bir ödül töreni olsaydı, bu yıl kırmızı halı da ikinci beyin olarak anılan bağırsakların, beynin bizzat kendisinden daha çok ilgi göreceği kesindir.

Örneğin, Metallica'nın diğer üyelerinin, yıllardır Kirk Hammet'a nasıl dayanabildiği konusu gerçekten gizemini koruyan oldukça ilginç bir meseledir. Bazı insanların acı bibere olan ilgileri de en az Kirk Hammet'a dayanmak kadar ilginçtir. Kimilerinin bu duruma cevabı oldukça basittir. Acı biberin, yemek yemenin bungee jumping'i olduğu düşünülür. Örneğin, bungee jumping sırasında vücudunuzda ciddi anlamda adrenalin üretilir ve bu adrenalin bazı kişilerin fizyolojilerinde enteresan bir tatmin hissi oluşturur. Nasıl ki ba zıları bungee jumping yapıyorsa, bazılarımız da biberli yemeyi seviyor olabilir.

Bir tarafta çok kıymetli beynimiz, diğer tarafta ise asla vazgeçemeyeceğimiz kalbimiz. Adeta aile büyüklerinin istemediği bir aşk hikâyesinin içinde gibiyiz. Peki, böyle bir durumda hangisini seçmemiz gerekmektedir? Beyin sağlığımızı mı yoksa kalp sağlığımızı mı? Belki de böyle bir tercih yapmak zorunda kalmayabiliriz. Meseleye biraz daha yakından bakarsak, ilginç bir bilgi daha karşımıza çıkmaktadır.

Ölen aile büyüklerinin beyinleri ve sinir sistemine ait yapıları, büyüğe saygı nedeniyle ailenin geri kalanı tarafından yenilmekteydi. Oldukça ilginç olan bu geleneğin faturası Fore halkı için biraz ağır olmuştur.

Ne yersen o'sun! Kitabın tüm özeti aslında bir cümle. Ağızda bir lokma ile başlayan sindirimin sınavda bir soruyu dahi hatırlamaya kadar uzandığı bize birkaç saniye gelen ama hayatımızı tümden etkileyen süreç. Serkan Karaismailoğlu'nun bilgiyi literatür isimleri ile verirken akıcılıktan bir adım geride durmayan anlatımı okurken ne kadar okuduğumuzu bile unutturacak cinsten. Normalde bu sistemi anlatan başka bir kitabı okusak ağır gelir, yorar, literatür boğar. Bilgiyi satmak deyimi böyle yazarlar ve böyle kitaplar için birer örnek.
“Yaşam ve ölüm, kelimelerle tanımlayacağınızdan öte, çok uzun zamandır birbirlerine aşıktır. Yaşam, ölümün sayısı hediyeler gönderir. Ve ölüm onları sonsuza dek saklar...”
“SON Yerçekiminin olduğu bir dünyada düşmek en doğal eylemdir. Seni diğerlerinden ayıran, her defasında ne kadar erken ayağa kalktığındır.”
“Bir fikre eylem eşlik etmiyorsa, o fikir ancak beyinde işgal ettiği hücre kadar büyüyebilir.”
“YENİ KİTAP Beni ben yapan ve bu kitabın yazılmasında emeği geçen tüm mikroplarıma...”
“Özetle, bağırsaklarınızı yedi krallığın hüküm sürdüğü Westerns toprakları gibi düşünebilirsiniz. Burada çok fazla canlı türü bulunmakla beraber, herkesin tek bir derdi vardır. O da Demir Taht'a oturmak.”
“Ölen aile büyüklerinin beyinleri ve sinir sistemine ait yapıları, büyüğe saygı nedeniyle ailenin geri kalanı tarafın dan yenilmekteydi. Oldukça ilginç olan bu geleneğin faturası Fore halkı için biraz ağır olmuştur.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş