
"Aramızdan sadece kırık dökük bir zaman değil, telafisi imkânsız koca bir heves de eksilmişti sanki.”

Bir avukat, yirmi beş yıldır görmediği babasını gece vakti kapısının önünde bulur. Yaşlanmış saz âşığı, bir elinde üç telli bağlaması, diğerinde ahşap bavuluyla diz çökmüş biçimde beklemektedir. Bu beklenmedik dönüş, oğlun yıllardır taşıdığı kırgınlık, öfke ve suçlulukla; babasını hayatından çıkarma isteğine rağmen ondan kopamamasıyla yüzleşmesini zorunlu kılar. Baba, geçip giden zamandan kalan borcunu ödemeye gelmiş eski bir alacaklı gibidir.
Kemal Varol’un Âşıklar Bayramı romanı Diyarbakır’dan Kars’a uzanan bir yol hikâyesidir. Uzun yolun menzilleri, konaklama tesisleri, aramalar, kontroller, ıssız taşra köşeleri ve memleket hastaneleri baba ile oğlun birlikte geçirdiği zamanı biçimlendirir. Her durakta saz âşığı babanın çırakları ve hayranları onları bekler; geçmişteki kadınların ve müphem ilişkilerin izleri belirir. Oğul, tanımadığı hayatın parçalarını başkalarının hatıralarından toplamaya çalışır.
Yolculuk aynı zamanda hafızanın kuytularına ve bilincin dehlizlerine ilerler. Avukatın üzerindeki kırık aşkın gölgesi, baba-oğul hesaplaşmasına başka bir kayıp duygusu ekler. Bu gölge, anlatıda bir aşk mı yoksa iki aşk mı bulunduğu sorusunu canlı tutar. Oğul ne kadar dirense de babası karşısında baştan yenik olduğunu hisseder. Roman, asıl uzun yolun insanın geçmişindeki sırları, sevgileri ve terk edilişleri anlamaya çalıştığı içsel yol olduğunu içli bir türkü gibi aktarır.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

"Aramızdan sadece kırık dökük bir zaman değil, telafisi imkânsız koca bir heves de eksilmişti sanki.”

İçimde bir yerde , sanki senelerdir ipleri birbirine dolaşık halde bekleyen eski bir bayrak yarıya inmiş, ne kadar asılırsam asılayım onu yeniden göndere çekemiyordum.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş