
Kemal Varol'un Babamın Bağlaması romanı, Âşıklar Bayramı'nda başlayan baba-oğul hikâyesini Yusuf'un Heves Ali'nin cenazesini ve bağlamasını Diyarbakır'a götürdüğü dönüş yolculuğuyla sürdürür. Yıllarca uzak kaldığı babasını son kez taşıyan Yusuf, karla kaplı yollar boyunca hem yarım kalmış konuşmalarla hem de kendisine miras kalan suskunlukla yüzleşir. Bağlama, bir sanatçının eşyası olmaktan çıkarak sevgi, terk edilme ve hatırlama arasındaki gerilimi taşıyan somut bir mirasa dönüşür.
Yolculuğun durakları, Yusuf'un çocukluğu ile yetişkinliği arasındaki kopukluğu yeniden düşünmesine alan açar. Babasının başkalarında bıraktığı izleri gördükçe tek bir aile anlatısının sınırları genişler; öfke, hayranlık ve yas aynı hafızada yan yana gelir. Roman, önceki kitabı bilenler için duygusal süreklilik kurarken temel çatışmasını kendi içinde açıkça taşır.
Varol'un yalın ve ritimli anlatımı, büyük hesaplaşmaları gösterişli açıklamalar yerine nesneler, yol ayrımları ve ertelenmiş cümleler üzerinden kurar. Babamın Bağlaması'nın ağırlığı, bir evladın babasını bütünüyle çözmesinden değil, çözülemeyen mirasla nasıl yaşayacağını anlamaya çalışmasından ve bunu kalıcı, derin, sessiz bir kabullenişe dönüştürmesinden kaynaklanır.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
“Yere yağmur yerine, mürekkebi dağılmış bir noktaya benzeyen tuhaf, yapışkan, hüzün kadar ağır bir keder yağdı o andan sonra.”
“en zoru birinr aşık olmak değildi, en zoru yıllar sonra aynı insana tekrar aşık olmaktı.”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş