
“‘Lütfen,’ dedim. ‘Köpeğim için bir kemik verir misiniz? Bir kuru kemik, varsın üzerinde hiç et olmasın; ağzına almaya bir şey olsun, kâfi!’ Adam, bir kemik verdi, küçük, mükemmel bir kemik, üzerinde et de vardı biraz; kemiği ceketimin altına soktum. Öyle candan teşekkür ettim ki adam şaşırdı, yüzüme baktı. ‘Bir şey değil!’ dedi. ‘Yoo, öyle söylemeyin!’ diye mırıldandım. ‘Bana büyük bir iyilik ettiniz.’ Sonra, yukarı çıktım. Kalbim küt küt atıyordu. Demirciler geçidine daldım, tâ içerlerde yürüdüm, bir arka avluda, harap bir kapı önünde durdum. Dört bir yanda hiç ışık görülmüyordu; dört bir yanım karanlıktı mükemmel; kemiği kemirmeye başladım…












