
"Herman ne zaman hayvanların ve balıkların öldürülmesine şahit olsa, aklından hep aynı düşünce geçerdi : Diğer yaratıklara karşı tavırları söz konusu olduğunda bütün insanlar Nazidir."

Her on yedi saniyede bir kadin tecavuze ugruyor. Her bir saniyede yuzlerce hayvan olduruluyor. "Dayak yiyen kadinlar" gercekligi her gun yuzumuze carpiliyor ekranlardan ve gazete sayfalarindan. Ciftliklerin esir ettigi, mezbahalarin katlettigi hayvanlar "marketteki et"e indirgeniyor gunumuzde. Etin hem protein icin zorunlu olduguna hem de gucun kaynagi olduguna inanmamiz icin orulen mit, aslinda erkegin potansiyel siddet egilimiyle ustunluk kurmasina neden oluyor. Etcilleri yiyen etciller, kafamizdaki iktidar piramidinde en uste yerlestiriliyor ve bu haliyle gundelik hayatimizin her kosesine siziyor. Reklamlarin neredeyse tamaminda eti yenen hayvanlarin kadinsi temsil edilmesi ve erkek zihninde seks yapilacak kadinin et veya pilic goruntusunde olmasi yapbozu kendiliginden tamamliyor. Iste Carol J. Adams bu kitapta, yukarida sayilan olgulari ve genel olarak ataerki ile et tuketimi arasindaki diyalektigi cozumluyor. Ona gore, erkeklik insasinin onemli bir parcasi baska bedenleri denetim
Bookspace topluluğundan 4 gönderi

"Herman ne zaman hayvanların ve balıkların öldürülmesine şahit olsa, aklından hep aynı düşünce geçerdi : Diğer yaratıklara karşı tavırları söz konusu olduğunda bütün insanlar Nazidir."

Ataerkil değerler kayıp gönderge sistemi aracılığıyla kurumsallaşır. Kayıp gönderge sistemi; kendini uzaklaştırma, üstünü örtme, yanlış yorumlama ve suçu başkasının üstüne atma aracılığıyla hakimiyetini sürdürür.

Aktivizm kesişimsel midir? Değildir diyen herkese bu kitabı tavsiye ederim :)

...dokunduğumuz her şey bir başkasının çektiği acının ürünüdür.