
Karış karış bildiği bu yerlerde yolu kendisi şaşırsa bile, atı şaşırmazdı. Bu düşünceyle can yoldaşı olan sevgili atının ıslak yelesini okşadı.

"Deli Kurt", Osmanlı tarihinde Yıldırım Bayazıd&'dan sonra "Şehzadeler Kavgası" diye anılan devrin tarihi bir romanıdır. Bir bakıma göre de "Bozkurtlar"da başlayan Orta Asya&'daki hayat kavgasının yeni vatan Anadolu&'da devamıdır. Şehzadeler arasında süren ve tafsilatı henüz yeterince aydınlanmamış bulunan çarpışmada Yıldırım&'ın oğulları hayat ve taht mücadelesinin hem kahramanca, hem şairane, hem de sefihane bir örneğini vermişler ve birbiri ardınca hayata veda ederek meydanı içlerinden birisine bırakmışlardır. Bunlar arasında en talihsizi ve hayatı en az bilineni İsa Çelebi&'dir. Deli Kurt, İsa Çelebi&'nin meçhul bir oğlunun dramıdır. Bu dram daha sonraki asırlarda daha büyük bir şiddetle sürüp gidecek ve yüzlerce şehzadenin hayatına mal olacaktır. Romanda görülen parlak bakışlı, gözlerine bakılamayan kız, hayali bir tip değildir. Zamanımızda Muğla köylerinden birinde böyle bir kız yaşamıştır ve belki de hala yaşamaktadır. Roman yazarı, bu parlak ve büyülü bakışları beş yüz yıl öncesine götürmekle esere çeşni vermekten başka bir şey yapmamıştır.
Bookspace topluluğundan 29 gönderi

Karış karış bildiği bu yerlerde yolu kendisi şaşırsa bile, atı şaşırmazdı. Bu düşünceyle can yoldaşı olan sevgili atının ıslak yelesini okşadı.

İnsanlar daima bir şeye hasret kalacaktır.

Varsakları asıl ilgilendiren bir konuğun gelmesi değil onun Osmanlı olmasıydı.

Çakır gülümsedi: - Aferin be piç!Sen sahiden...Neydi o? Akıllı bir gâvurun adını söylemiştin... - Eflatun mu? -Evet!Sen o Eflatun kadar akıllı imişsin...

Şeytan o zamandan beri bu dağda ağlıyor. Geceleri ağlaması işitilir. Fakat ters huylu yaratık olduğu için ağlaması gülmek şeklindedir. Çok ağladığı zaman kahkahalar duyulur. Herkes, Şeytana yenilmeyen bu kızın tılsımını merak etmiş. Meğer kızın kalbi yokmuş.

Onu düşündüren şey başkaydı. Büyük bir aşkla sevdiği Balâ Hatun üç dört ay sonra dünyaya bir çocuk getirecekti. Bu çocuk erkek olur ve kendisi de davayı kaybederse kardeşleri bu çocuğu sağ bırakmazlardı. Bu, değişmez, merhametsiz bir kanundu.

Osmanlı olduğun nasıl da belli! Böyle ince konuşmayı yalnız onlar bilir.

Ayrılık biraz da ölüme benzemez miydi?

Delinse yer, çökse gök,yansa, kül olsa dört yan, Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan, Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.

Bunlar korkunç oyunlardı. Ama bu korkunç oyunlarla acıya dayanmayı, çevik davranmayı öğreniyorlar, iradelerini keskinleştiriyorlardı. Rum oğlanları gibi yalnız yiyip içip eğlenecek değillerdi ya...

YENİ KİTAP Evet, yalnız birkaç satır.... En tehlikeli maceraya atılırken, ölüme giderken veya veda ederken bile birkaç satır...

Sel gibi kahraman kanının aktığı, Türkün Türkü kırdığı o korkunç Ankara meydan savaşından sonra Yıldırım Bayazıd tutsak düşüp kendi canına kıyınca, oğulları, Osmanoğullarının göreneğine uyarak beğlik dâvasına kalkmışlar, birbirlerine karşı gelmişlerdi.

Bir hayat kasırgası içinde Ömür geçirenler,bir gölgelikte dinlenmek için vakit bulamayanlar,tehlikelerle Arkadaş olanlar,geçici bir huzura kavuşunca kendi gönülleriyle hesaplaşırlar geçmişi hatırlarlar.o zaman her şeyin ölçüsü büyür hatıralar güzelleşir.mazide kalan insan kusurları ve suçlarından sıyrılmıştır.

Osmanlılar ne Birleşik Haçlılardan çekinirler, ne de yeni bir Aksak Temür Beğ'in çıkmasından telâşa kapılırlardı. Fakat bir Osmanlı Şehzadesinin meydana atılmasından büyük huzursuzluk duyarlardı. Osmanlı ancak Osmanlı'dan korkardı.

Talihin kendisine güler yüz göstermeyeceğini bir önsezi ile anlıyordu.

Meçhulden gelip, meçhule doğru gidiyordu.

Hepimiz, kaderimizin götürdüğü yoldan, kendi sonumuza doğru gideceğiz!

Çakır, akşam yemeğini kederli bir sevinç içinde yedi. Yetişmiş,yarın birer yiğit olacak iki çocuğu gördükçe keyifleniyordu.Fakat Murad'a bakıp da aklına İsa Beğ geldikçe, yahut gözleri Bala Hatun'un oturduğu sedire değdikçe üzülüyordu. Talih başka türlü yürüseydi İsa Beğ taht için can vermiş bir şehzade değil,tahtın üstünde oturan Osmanlı Beğ'i olacaktı...

Bu sevgi bir savaştı, savaş olduğu için de kıyasıya bir uğraşma, karşı taraf ne kadar kuvvetli olursa olsun sonuna kadar bir dikişme gerekti. Sevdiğini söylemek teslim olmak demekti. Hiç insanson kozlarını oynamadan yenilmeyi kabul eder, teslim olur mu ?

Ölüm o kadar güç değildir. Unutulmak yamandır. Asıl ölüm unutulmaktır. Unutmak da ölmektir.

Osmanoğulları çok konuşmasını sevmedikleri gibi,uzun yazmaktan da hoşlanmazlardı.Osmanoğulları büyük iş yaparlar,fakat bundan bahsetmezlerdi.

Hayat dediğin bir kaç hatıradır...

Bir hayat kasırgası içinde ömür geçirenler, bir gölgelikte dinlenmek için vakit bulamayanlar, tehlikelerle arkadaş olanlar böyle geçici bir huzura kavuşunca kendi gönülleriyle hesaplaşır, geçmişi hatırlar.

- "Birbirinizi severseniz gözlerine bakarsın. Hiçbir şey olmaz. Sevgi körleşmeye başlayınca gözler ağulanır..."