
Yaşamaları mukadder olanlara hiçbir ok tesadüf etmez, ölüme mahkûm olanlarsa istirahat ederken bile ölürler.

Attili, Peyami Safa'nin yegine tarihi romanidir. Peyami Safa bu romaniyla, Attili gibi buyuk bir Turk cihangirinin devrine ve kisiligine ilk defa bir Turk gozuyle bakmis, Bati dunyasinin "gectigi yerde ot bitmez" diye karaladigi bir devlet adami ve kumandanini Turk gozuyle tasvir etmistir. Peyami Safa, Attili'yi yazarken yabanci kaynaklardan ve ozellikle Bizans tarihcilerinin verdigi bilgilerden oldukca istifade etmistir. Celik iradeli, demir disiplinli bu Turk hakaninin yalnizca bir devlet adami ve kumandan olarak degil, sahsi iliskilerde yumusak huylu, engin merhametli ve kendisine siginanlara karsi ne kadar hassas yurekli bir insan oldugunu da gostererek, onu efsanelerin ortusunden siyirip gercek bir tarihi sahsiyet olarak karsimiza cikarmistir. Belki de butun bunlardan daha onemlisi; Peyami Safa, Attili'nin sahsinda, Turk cihan hikimiyeti ulkusunun izlerini ve bozulmus bir dunyaya yeniden nizam verme iradesini ortaya koymustur. (Tanitim Bulteninden)Ince Kapak: Sayfa Sayisi: 284Bask
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

Yaşamaları mukadder olanlara hiçbir ok tesadüf etmez, ölüme mahkûm olanlarsa istirahat ederken bile ölürler.

-İnsan istediği rüyayı görür mü? -Elbette… İnsan, gözleri açık durur, uyumaz ve düşünürse istediği şeyi gözünde görür.

Neker nehrinin kıyılarında bulunan Franklar, Attila' nın yaklaştığını görünce kendi krallarını öldürdüler. Ve Hunların tabiiyetine geçtiler; bununla da kalmayarak Attilâ ordusuyla beraber harbe girdiler. Franklardan başka birçok kabileler ve hatta vaktiyle Hunlara garez bağlamış olan Burgontlar bile Attila'nın askerleri olmayı kabul etmişlerdi.

Hun erkeği ölmedikçe atından inmez ve hayvanın dört nalını düşman kanıyla boyamadan geri gelmez.

Senin de efendin olan efendimiz Attila, burada kendisine şahane bir saray hazırlamanı emrediyor, zira gelecektir.

Hunlar, yakından harb ederlerken bir ellerinde kılıç, ötekinde kement vardır. Kemendi düşmanın boynuna dolayarak kılıcı çalarlar.

SON Attila’nın ölüsü de, dirisi gibi milletlerinin mukadderatını değiştirmişti. Bunun için, aradan bin dört yüz bu kadar sene geçtiği halde hala tarih Sezar’dan ve İskender’den fazla onun adını anıyor ve hala “Attila” namı, asırların arasındaki zaman uçurumlarını atlayarak bize kadar geliyor ve mazinin karanlıklarında şaşaasından hiçbir şey kaybetmeyerek, safi ışıktan mamul nuranur bir abide gibi gözlerimizin önünde parıldayıp duruyor.

YENİ KİTAP “Attilâ”, bir insan değil, bir timsal, esâtirî bir remz ve insanlara, bilhassa Romalı’lara Allah’ın belasıdır.

Ben Şark’ı tanırım, çünkü oradan geliyorum; Garb’ı da tanırım, çünkü oraya gideceğim. Dostumu ve düşmanımı da tanırım ve ikisine karşı da siperim var: kalbim ve kılıcım!