
Hiçbir şey istemiyorsun. Sadece bekliyorsun, bekleyecek hiçbir şey kalmayana kadar. Aylaklık ediyorsun, zamanı öldürüyorsun. Günler geçiyor, sen de geçiyorsun.

Insanlardan nefret ettigin anlamina gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? Ne diye kendinden nefret edesin ki? Keske insan turune ait olmak, o dayanilmaz ve sagir edici gurultuyu de beraberinde getirmeseydi; keske hayvanlar aleminden cikip asilan o birkac gulunc adimin bedeli, sozcuklerin, buyuk tasarilarin, buyuk atilimlarin o dinmek bilmeyen hazimsizligi olmasaydi!...Sayfa Sayisi: 112Baski Yili: 2016Dili: TurkceYayinevi: Metis Yayincilik
Bookspace topluluğundan 10 gönderi

Hiçbir şey istemiyorsun. Sadece bekliyorsun, bekleyecek hiçbir şey kalmayana kadar. Aylaklık ediyorsun, zamanı öldürüyorsun. Günler geçiyor, sen de geçiyorsun.

Konuşmaktan vazgeçtin ve sana cevap veren tek şey sessizlik oldu. Ama sözcükler, boğazında takılıp kalan bu binlerce, milyonlarca sözcük, arkası gelmeyen sözcükler, sevinç çığlıkları, aşk sözcükleri, budalaca gülüşler, peki onları ne zaman bulacaksın yeniden?

" Oturuyor ve beklemek istiyorsun sadece, bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek: Gece olsun, saatler vursun, günler geçip gitsin, anılar silikleşsin... "

Artık hiçbir şey istememek. Bekleyecek bir şey kalmayana kadar beklemek. Tüm tasarılardan, sabırsızlıktan kurtulmak. Arzulamayan, gücenmeyen, isyan etmeyen biri olmak.
“Dünyaya katılmamayı seçiyorsun; dünya da seni fark etmemeyi.”

“Dünyanın karşısında, kayıtsız kişi ne cahildir ne de düşman. Niyetin okumayazmazlığın sağlığa yararlı keyfini yeniden keşfetmek değil, okurken, okuduklarına hiçbir ayrıcalık tanımamaktır. Niyetin çırılçıplak gezmek değil, ille de özenli ya da bakımsız olmak anlamına gelmeyecek şekilde giyinmektir; niyetin kendini açlıktan öldürmek değil, sadece beslemektir.” Uyuyan Adam, G. Perec

Sen bir aylak,bir uyurgezersin, bir istiridyesin.Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli:Yaşamanın,harekete geçmenin,bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun;sadece sürüp gitmek istiyorsun,sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun.

Uyumuyorsun ama uyku artık gelmeyecek. Uyanık değilsin ve hiç uyanmayacaksın. Ölü değilsin ve ölüm bile seni kurtarmayacak

Konuşmaktan vazgeçtin ve sana cevap veren tek şey sessizlik oldu. Ama bu sözcükler, boğazında takılıp kalan bu binlerce, milyonlarca sözcük, arkası gelmeyen sözcükler, sevinç çığlıkları, aşk sözcükleri, budalaca gülüşler, peki onları ne zaman bulacaksın yeniden? Şimdi sessizliğin dehşetinde yaşıyorsun. Ama sen herkesten daha sessiz değil misin?

"Keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar âleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! Karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. Yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan başlama makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet."