
“Eğer kaybetmek kaçınılmazsa insan keyifli ve zarif bir biçimde kaybetmeliydi.”

Otuz sekiz yasindaki Brigitte Nicholson'un sevdigi bir isi, sik oldugu bir erkek arkadasi vardir. Bir de kadinlar hakkinda yazdigi ve gunun birinde bitirmeyi planladigi bir kitabi... Brigitte, idealist bir arkeolog olan Ted ile evlenip bir aile kurmayi duslerken, birdenbire yasami altust olur. Ted sonunda hayallerinin pesine duserek Misir'a arkeolojik kazi yapmaya gider. Sevgilisi tarafindan terk edilen Brigitte ise hayatindaki cikmazlarla tek basina mucadele etmek zorunda kalir. Caresizlik icinde kivranan Brigitte, annesinin israri ile aile tarihini arastirmak icin Guney Dakota'ya bir yolculuk yapar ve akrabalarindan birinin Wachiwi adli Kizilderili bir kiz oldugunu ogrenir. Wachiwi, Sioux Kizilderili kabile reisinin kizidir. Kizin izleri XVI. Louis'in sarayina dek uzanmaktadir.Uzun yillar once yasamis bu cesur kadinin oykusu Brigitte'yi buyulemistir. Ve bir zamanlar risk almaktan korkan Brigitte'nin yasami, Wachiwi'nin izinde artik heyecan dolu bir maceraya donusur...
Bookspace topluluğundan 14 gönderi

“Eğer kaybetmek kaçınılmazsa insan keyifli ve zarif bir biçimde kaybetmeliydi.”

Hayatımızın akışında önemli bir rol üstlenecek, yönümüzü değiştirecek seçimleri etkileyecek ya da belirleyecek insanlarla yollarımızın tesadüf eseri kesiştiğini düşünmek ne garip. Belki de tesadüf değildir.

".. Zira aşk kalp çevresinde çalışan bir cerrahtır."

Dünya bu yüzden batıyor işte, çünkü insanlar fikirlerini söylemiyor, dürüst davranmıyor, kimsenin keyfi kaçmasın diye yapmacık tavırlar takınıyorlar…

“…net olan insanlarla ilişki kurmak net olmayanlara, belirsiz konuşanlara, laf kalabalığı yapanlara, bir şey deyip başka bir şey demek isteyenlere ve bir söyledikleri bir söylediklerini tutmayanlara kıyasla daha kolaydır…”

İnsan hayatını başa saramıyor, aldığı kararlarla yaşamak zorunda…

Her zamankinden daha uzun yürüdüm, yorulmak, uyuyabilmek, bütün gece uyuyabilmek için, uzun uzun yürüdüm…

“…en büyük talihsizlik, dedim, ilişkiyi kesememek, bir türlü kopamamak, kaçıp gidememek, kalmaya ve yenilip yutulmaya mahkum olmak."

Uzaklaştım, tuhaflığının benim üzerime bulaşmasını istemedim.

Kaybettim, kendi kabahatimdi…

bir kapı yoktu kendi içimde kilitli kalmıştım ben..

Her şeyi akışına bırakmak, en iyisini ummak, tepki göstermemek, bunlar bir seçim miydi?

Ancak ne yaptıklarını anlıyorlar mıydı? Yakıp yıktıklarını, yaralar açtıklarını?

Kimse sana ulaşamaz, dedim kendi kendime, ulaşılabilir olmazsan eğer…