
"Sevgi zamanla ölçülmez, bekleyebilme gücüyle ölçülür."

Polisler Selim’i alıp götürdüler. Gitmeden önce Leyla’ya son bir kez sarıldı, kulağına fısıldadı: “Güçlü ol Leyla. Bu da geçecek.” Ama ikisi de biliyordu ki önlerinde zorlu ve belirsiz günler vardı. Selim’in yokluğu evin her köşesine sinmiş, sessiz bir çığlık gibi Leyla’nın yüreğini dağlıyordu. Her şey bir anda değişmişti, geri dönüşü olmayan bir noktaya gelinmişti, bir uçurumun kenarındaydılar, düşüş başlamıştı.<br/><br/>Zülfü Livaneli’den bir aşk ve direniş hikâyesi: Bekle Beni.<br/><br/>Leyla ile Selim, aşkın coşkusuyla bir hayat kurmak için mücadele ederlerken kendilerini türlü zorluğun, ayrılığın içerisinde bulurlar. Bir yanda birbirine kavuşma telaşı, diğer yanda özgürlük mücadelesi onları roman boyunca farklı yerlere sürükler. Aşkları direnişlerini besleyecek, direnişleri de aşklarını güçlendirecektir.<br/><br/>Aşkı, dostluğu, aile bağını ve özgürlük tutkusunu ince ince ören Bekle Beni; bir ülkenin özgürlük yolunda çektiği zorlukların, baskıya karşı girişilen mücadelenin, direnmenin, yalnız bırakılmanın ve dayanışmanın romanı.<br/><br/>Livaneli’nin eşsiz kaleminden…
Bookspace topluluğundan 26 gönderi

"Sevgi zamanla ölçülmez, bekleyebilme gücüyle ölçülür."

Sevdanın temelinde belki de bu vardı: Seçilmiş olmak, ayrıştırılmış olmak. Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması, senin benimsemen, senin tercih edilmen ve bir sırrın ortağı olmak... İşte bu bir sevdanın ilk adımı değil miydi?

"Bekle beni , döneceğim, Bütün direncinle bekle beni . Bekle,hüzün yağmurları Gökyüzünü kaplayinca, Karakış usuturken bekle, Sarı sıcaklar yanarken bekle. Kimseler beklemezken bekle beni." Kostantin Simonov

"Beklemek, dünyanın en ağır işidir. Hele neyi, kimi, ne kadar bekleyeceğini bilmediğin zaman."

" Vakit alacak ama yaralarımızı iyileştireceğiz. "

Diğer insanlardan ayrı olarak sana bakılması,senin benimsenmen ,senin tercih edilmen ve bir sırrın ortaklığı olmak...İşte bu ,sevdanın ilk adımı değil miydi?

Ben de tıpkı senin gibi bir zamanlar adalet istiyordum. Annemin gözlerine yerleşmiş o geçim derdi gibi…

aşk ve direniş

Kadınların hem doğa hem de insan toplulukları tarafından daha fazla acı çekmeye mahkum edilişini anlamıyordu.Buyuk bir haksızlık vardı bu konuda,evrensel bir adaletsizlik ,doğanın kendisinde.Toplumsal eşitsizliğin ötesinde,doga da böyle kurgulanmıştı sanki, acı bir oyun gibi,her sahnesi işkence,her perdesi kan.

Betonun soğukluğu ,demirin sertliği bile bu gerçeği değiştiremez: İnsan hayalleriyle ve bir diğerine uzattığı elle var oluyor.

tavsiye ederim selimin aşkı başına gelenler beraber okuyalım

Bu konuda dünyanın en güzel dizeleri Robert Erost yazmıştı:"Ormanda giderken /Yol ikiye ayrıldı/Ve ben seçtim/Daha az gidilmiş olanı."Öz mü daha önce gelmeliydi varlık mı? Kendisi önceden tasarlanmış bir makas ,bir örtü,bir kitap mıydı yoksa daha özel,daha özel bir varlık mı? İşte tüm soru buydu.Bu soru,onun varoluş mücadelesinin en can alıcı noktasıydı,var olmanın anlamiydi,yaşamın kendisiydi,bir savaş.

işkence ,insanın kötü zekasının sonucu;bir sanat gibi tasarlanmış ,bir bilim gibi mukemmellestirilmis,bir zevk gibi kullanılmış.Hayvanlar öldürür,parçalar ama acıyı bir amaç haline getirmez.İnsansa bu dünyada hem mucit hem kurban hem de cellat.

Albay ve kızlarının yaşadığı apartmanın tam karşısındaki Saratoga pastanesinin bahçesine adeta demir atmıştı. En arkadaki gölgeli bir masada bir sandalyeye çöker sigara üstüne sigara yakardı. Gözleri o pencerenin ardındaki siluetleri arar her an bir mucize beklerdi. Bir işaret, bir nefes, bir yaşam belirtisi. Bazen bir gölge belirir, bazen bir baş uzanırdı o pencereden. Her hareket Selim’in kalbinde bir umut kıvılcımı yakardı…

Favori yazarım ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ Son kitabı Başlayalım…

“İnsanlar hep ikiye ayrılırlar: kadınlar-erkekler, zenginler-yoksullar, Kuzeyliler-Güneyliler. Ama bu taş duvarların ardında tüm ayrımlar kaybolur; geriye tek bir çizgi kalır: içeridekiler ve dışarıdakiler.”

insanları hep ikiye ayırırlar:kadinlar-erkekler,zenginler-yoksullar,Kuzeyliler-Guneyliler.Ama bu taş duvarların ardında tüm ayrımlar kaubolur;geriye tek bir çizgi kalır:iceridekiler ve disaridakiler.

O soğuk his ,beyninden önce kalbine ulaşıyor,bir mengene gibi sıkıştırıyor.İste o an anlıyor ki,kalp her şeyi beyinden önce seziyor.Kalp sadece kan pompalayan bir kas değil; Eski Mısırlılar haklıydı;o,ruhun bir parçası,korkunun ilk başladığı yer .Kötü bir şey olacağı hissi düşünceden önce geliyor;beyinkorkuyu kelimelere dökmeden kalp çoktan etkilenmeye başlamış.

Polisler Selim'i alıp götürdüler. Gitmeden önce Leyla'ya son bir kez sarıldı, kulağına fısıldadı: 'Güçlü ol Leyla. Bu da geçecek.' Ama ikisi de biliyordu ki önlerinde zorlu ve belirsiz günler vardı. Selim'in yokluğu evin her köşesine sinmiş, sessiz bir çığlık gibi Leyla'nın yüreğini dağlıyordu. Her şey bir anda değişmişti, geri dönüşü olmayan bir noktaya gelinmişti, bir uçurumun kenarındaydılar, düşüş başlamıştı.

"Seven insanlar birbirinin zehrini alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır."

Ömer Zülfü LİVANELİ “mutluluk için başka hiçbir şeye gerek yoktu, sadece nefes almak yeterdi. Ama insan, nefessiz kalmadan nefesin, hapsedilmeden özgürlüğün, ölümle yüzleşmeden yaşamın kıymetini bilemiyordu.”

umut onu ayakta tutuyordu, son bir nefes gibi.

Bazı arkadaşlarımız çok ağır bedeller ödediler… Bu kitap fırtınalar içinde yitip giden arkadaşlarımıza bir saygı duruşu olarakta algılanmalı. SON. ÖMER ZÜLFÜ LİVANELİ

"ne kadar cok hakaret görürseniz, onu o kadar çok seversiniz"