
Bizler kitaplar için yaşıyoruz. Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu.

Gülün Adı, Umberto Eco'nun Orta Çağ manastırında geçen cinayet soruşturmasını felsefe, göstergebilim, din tartışmaları ve tarihsel atmosferle birleştirdiği büyük romanıdır. William Baskerville ile genç Adso'nun araştırması, gizemli ölümlerin ardındaki sırrı ararken bilginin gücünü de sorgular.
Eco, Gülün Adı'nda polisiye merakı entelektüel bir labirente dönüştürür. Kütüphane, yasak metinler, iktidar ve yorum meselesi romanın merkezinde güçlü semboller haline gelir. Eser, hem sürükleyici bir gizem romanı hem de hakikat arayışı üzerine katmanlı bir düşünce metni olarak okunur. Umberto Eco'nun edebiyat ile bilgiyi ustaca buluşturduğu en ünlü kitabıdır.
Bookspace topluluğundan 28 gönderi

Bizler kitaplar için yaşıyoruz. Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu.

Çok bilgelikte acı vardır. Bilgisini arttıran acısını da arttırır.

"Başlangıçta Söz vardı ve Söz Tanrı katındaydı ve Söz Tanrı'ydı." Gülün Adı /Umberto Eco

Kent bugün, zengin din adamlarının yoksul ve aç insanlara 'erdem' üstüne vaaz verdikleri bir rezillik yeridir.

Her gerçek her kulağa göre değildir.

Her şeyde bir erinç aradım ama hiçbir yerde bulamadım; bir kitapla çekildiğim köşeden başka.

Kitaplar, inanılmak için değil, araştırılmak için yazılırlar.

Korku aracılığıyla ruhu günahtan uzak tutup başkaldırının yerine korkuyu koymayı umuyorlar.

her şeyde huzur aradım; ama hiçbir yerde bulamadım, bir kitapla çekildiğim köşeden başka.

Bizler kitaplar için yaşıyoruz. Kargaşa ve yozlaşmanın egemen olduğu bir dünyada hoş bir görev bu.

İnsan gereğinden çok konuşarak da, gereğinden çok susarak da günah işleyebilir.

"Eğer adalet diye bir şey olsaydı, şeytan bu gece alıp götürürdü onu."

Bir çoban yanılgıya düşerse öteki çobanlardan ayrı tutulmalıdır; ama eğer koyunlar çobanlara güvensizlik duymaya başlarsa vay halimize.

Deliler ve çocuklar her zaman gerçeği söylerler.

Maymunlar gülmez. Gülmek insani bir özelliktir.

"Her gerçek her kulağa göre değildir."

“Belki de Adso insanları sevenlerin görevi onları güldürmektir, gerçeğe güldürmektir, gerçeği güldürmektir. Çünkü biricik gerçek, gerçeğe duyulan çılgın tutkudan kendimizi alıkoyabilmektir.” Aristoteles’in Poetikasını korumak için romanın sonuna kadar savaşan savaşçı, gerçeğe tutkun rahip William’ın Poetikanın, Avrupa’nın en büyük kütüphanesinde yanarken izlediği anda çömezi Adso’ya yenilgisini kabul edercesine söylediği “tiradı”.

Bu dünya tipik bir labirent gibidir. Girişi kolay, çıkışı çetindir.

Her gerçek her kulağa göre değildir.

İbn Sina, aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devinimlerini ve davranışlarını durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu. Bir hastalık olarak doğmuyordu, ama doyurulmazsa bir saplantıya dönüşüyordu.

Sevginin nedeninin iyilik olduğunu ve iyi olan şeyin bilgiyle tanımlanabileceğini ve insanın ancak iyi olduğunu öğrendiği şeyi sevebileceğini biliyorum şimdi.

Her gerçek her kulağa göre değildir.

“Kitaplar her zaman başka kitaplardan söz eder ve her hikâye daha önce anlatılmış bir hikâyeyi anlatır.”

İbn-i Sina, aşkı, insanın karşı cinsten birinin yüz çizgilerini, el kol devinimlerini ve davranışlarını durup durup düşünmekten doğan sürekli bir hüzün düşüncesi olarak tanımlıyordu.