
"Anlatabilmek için anlatılacakların olgunlaşmasını beklemek lazım. Bir acıyı zamansızca anlatmak dokusunu bozar, beklemek lazım."

Hayat, kayac katmanlari gibi parcalarina ayrilan degersiz bir kutledir.Turkce edebiyatin sozunu sakinmayan kalemi Ayfer Tunc, yazarlik hayatinin 25. yilinda sarsici bir romanla karsimizda.Hayati "yolcu" olarak yasamak isterken baba mirasi otelin isletmecisi, ailesinin "reisi" olmak zorunda kalan Mursit, her gecen gun tamahkirlasan bir sehirde, gercek dostlugu Istanbul'da biraktigi hayaletlerden kacarak Mursit'in oteline siginan Madenci'de buluyor. Iki arkadasin dunya algisi, okuyucuya Turkiye tarihindeki utanc sayfalarinin bir ozetini sunuyor.Arka plani toplumsal facialar, kitlesel cinnet hikiyeleriyle orulen Dunya Agrisi'nda, gecmisle hesaplasma cesaretini gosteren insanlari yasadiklari toplumdan ayiran sinir imleniyor.Dunya Agrisi kelimelerle sikilmis bir yumruk. Boyle bir sehirde sir saklamanin imkinsiz oldugunun farkinda degil. ogrenecek elbet, bir gun sehir dedigi seyin birbirini gozleyen sayisiz gozden ibaret oldugunu o da anlayacak. Ama buna coktan alismis olacak ya da daha fe
Bookspace topluluğundan 10 gönderi

"Anlatabilmek için anlatılacakların olgunlaşmasını beklemek lazım. Bir acıyı zamansızca anlatmak dokusunu bozar, beklemek lazım."

"İnsanın yaşlandıkça kısalmasının nedeni bu, kemiklerin kısalmasıyla ilgisi yok, yerçekimi denen şey dünyanın yorgunluğu aslında, bizi yere çeken şey dinmeyen bu yorgunluk."

"Herkes bir şeyleri değiştiriyor. Geleceksiz kalmış, muhtaç olduğu taze ümidi altın madeniyle bulan bu küçücük şehirde bile herkes sürekli deri değiştiriyor. Eskimiş derilerini atıyorlar, çabucak eskiyecek yeni, canlı bir deriyi kuşanıp hayata devam ediyorlar. O ise giderek daha hızlı yaşlanan, ama yırtılmayan, dökülmeyen, canını içinde sımsıkı tutan derisini üstünden atamıyor, yeniden doğamıyor, ağır ağır çürüyor."

"Yoksulların sinesi de çok geniş oluyor, her şey sığıyor buraya, zulüm, hakaret, haksızlık istediğin kadar."

"Yoksulluk ve çaresizliğin dayanılmaz bir kokusu var, ayda yılda bir yıkanıyor olmanın yol açtığı bir koku değil bu, daha derin, daha içerden, sessiz bir çığlık gibi, yoksulluğun damgası gibi, yoksullar kokularıyla işaretleniyor, bu koku insanın içini eziyor, insanı uzaklaştırıyor onlardan, yoksullardan ve itilmişlerden."

"Kibar bir tür gönüllü köle ama kolayca baştan savılamıyor. Varlığı doğal bir ağırlık, taş gibi, kaya gibi, buranın kıraç doğasının bir parçası. Kendiliğinden kaybolmuyor, ille kaldırıp bir yere koymak, getirdiği sorunu çözmek gerekiyor. Çözülmezse gitmek bilmiyor, varlığının ağırlığı artıyor."

"Suçluluk hissi ruhunun derisi oldu. Bu hissin derisi kadar kendisinin olduğunu biliyor. Ama bilmek ruhunu kurtarmıyor. Nasıl derisinden kurtulamazsa, bu histen de kurtulamaz, gerçeği umutsuzca kabullendi."

"Gidemiyor. Gitmeye kalksa varacağı bir durak da yok. Gençliğini dolduran gelecek hayalinin gerçekleşeceği ülke hiç var olmamış. Var sanmıştı. Varmanın yıllarını alacağını ama sonunda hiçbir şey yapmasa bile varacağını sanmıştı. Yanıldığını anlaması için yaşlanması gerekti."

"İnsana değmeden yaşanmıyor, insanoğlu insansız hayat bulamadı."

"Ama Mürşit sormadı. Sormaya hakkı yok. Konuşurken sabahları bile bulsan, gece konuşmalarının da bir sınırı var. Ruhunu katman katman açarsın, ama çekirdeğinde öyle bir kor vardır ki kendin bile dokunamazsın."