
"insanlarla bir arada olup yine de derin bir yalnızlık hissetiginiz anlar oldu mu?"

İnsanlığımı Yitirirken, Osamu Dazai'nin yabancılaşma, utanç ve kendini saklama duygusunu çok çıplak bir iç sesle anlattığı modern Japon edebiyatı klasiklerinden biridir. Yozo'nun insanlarla kurduğu maskeli ilişki, zamanla kendi varlığını taşıyamama hissine dönüşür.
Dazai, İnsanlığımı Yitirirken'de dramatik olaylardan çok karakterin iç çöküşünü izler. Gülümseme, uyum sağlama ve başkalarını eğlendirme çabası, Yozo için hayatta kalma yöntemi olduğu kadar tükenişin de işaretidir. Eser, karanlık ve sarsıcı atmosferiyle kolay bir teselli sunmaz; insanın kendine yabancılaştığı noktaları dürüst bir yoğunlukla görünür kılar. Dazai'nin sesi, okurda uzun süre kalan bir huzursuzluk bırakır.
Bookspace topluluğundan 70 gönderi

"insanlarla bir arada olup yine de derin bir yalnızlık hissetiginiz anlar oldu mu?"

İnsanlar benim hakkımda kötü bir şey söylediklerinde, korkunç bir şey yaptığımı düşünür ve yaptığım şeyi sessizce kabul ederdim.

“ Öylesine perişan haldeydim ki bazen her biri, normal bir insanın hayatını mahvedebilecek türden on lanet gelip beni bulmuş gibi hissediyordum.”

“Görünürde her zaman gülümsüyor olsamda içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum.”

“Eh, umarım çapkınlık günlerin geçmişte kalmıştır, bilirsin ya toplum böyle şeyleri kabul etmez.” Toplum dediği tam olarak neydi? İnsanın çoğunluğu mu toplum denen şey? Tam olarak nerede bulunuyordu? Tüm hayatımı toplumdan korkarak, onu güçlü, ürkütücü ve korkutucu bir şey olarak hayal ederek yaşamıştım. Ama Horiki konuşurken birden anladım. “Toplum dediğin şey sen değil misin?”

İnsanların bu kadar hesaplı yaşaması beni hayal kırıklığına uğratmış ve üzmüştü.
"...kızan insanların yüzünde aslanlardan, timsahlardan , ejderhalardan daha korkunç bir hayvanın gerçek doğasını görürdüm. Normalde o gerçek doğalarını gizliyorlardı belki ama bir şeyler vesile oluyordu. Sözgelimi, kırda miskin miskin yatan bir ineğin, aniden kuyruğunu kamçı gibi sallayarak karnına konan at sineğini öldürmesi gibi; aniden o insanların gerçek yüzlerini kızgınlıklarıyla birlikte açığa vuruşlarını görünce , saç diplerime kadar bir ürperti hisseder, bu gerçek doğanın insanın yaşamasını sürdürmesi için gerekli bir yetenek olduğunu düşününce de tamamen ümitsizliğe kapılırdım."

İnsan hayatı karşılıklı olarak kandırılıp hiçbir şeyin farkına varmadan birbirlerini incittiği ve bu tuhaflığın bariz bir şekilde ortada olduğu örneklerle dolu.

Güneşin en tepede olduğu, herkesin bir amaca koştuğu bu saatte; benim hiçbir yere ait olamayışım, dünyaya karşı işlediğim en net günahımdır. ( Günahsız kul olmaz günahımla sevin beni )

"Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum ."
"İnsanlığımı Yitirirken" kitabı üzerine konuşmak isteyen var mı?

Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum,

"Ben Tanrı'dan bile korkardım. Tanrı'nın sevgisine değil, gazabına inanırdım. İnanç. Bu yalnızca Tanrı'nın kırbacını yemek üzere mahkemeye çıkıyormuşum gibi bir histi. Cehennemin varlığına inansam da cennet benim için yoktu."

Gerçek korkak mutluluktan bile korkar.

“Toplumdan dışlanmak." İnsan toplumunda bu ifade başarısız, acınası kişiler hakkında kullanılıyor. Kendimi bildim bileli "toplumdan dışlanmış" gibi hissediyorum.

Masum güven, nihayetinde, suçun özümüydü? Güvenmek bir suç mudur?

"Farklı görünsek de -ikimiz de bu insan dünyasının işleme şeklinden koptuğumuz ve ikimizin de kafası karışık olduğu için- aynıydık.."

Artık sevinci de üzüntüyü de aşmış durumdayım. Her şey gelip geçici.

“…Ben hâlâ, ölmeyi bile becerememiş utanmaz, aptal bir hayaletten, ‘yaşayan bir cesetten’ başka bir şey değilim.”

“Artık ne mutlu ne de mutsuzum. Her şey geçip gidiyor. Bu zamana kadar yaşadığım, soğuk bir cehennemi andıran sözde “insan” dünyasında tek gerçek şey bu.”

"Nerede bize yol gösterecek ilkeler? Yolu aydınlatıyor hangi bilgelikler? Hem güzel hem de dehşetli bu fani dünya Ademin sırtına sonsuz dert yükler."

“Acı çekenler başkalarının acı çektiğini hissederler.”

"Belki de , coşku, insanın karşısındakinin durumunu görmezden gelmektir."

Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar?