Gökhan M.@stoisien· 9ay🇹🇷
Seneca’ya göre “insan nasıl bir ruh taşıyorsa, tanrısını da ruhsal olarak kendisine benzetir.” (Bkz. Ahlaki Mektuplar). Ona göre tanrı kavrayışımız, iç dünyamızın yansımasıdır; zira insan, kendi ahlaki olgunluğu ve zihinsel berraklığı ölçüsünde bir tanrı tasavvur eder. Bu bağlamda, her toplum inandığı tanrının niteliklerini sade ahlaki olarak değil, aynı zamanda kendi kültürel ve tarihsel dokusuna göre biçimlendirir. Dolayısıyla, her iki toplum da aynı “Allah”a inandığını söylese de, bu inancın tezahürü farklı olabilir: Ortadoğu’daki Müslümanların Allah anlayışı tarihsel koşulların, otoriter geleneklerin ve çetin yaşam şartlarının etkisiyle daha sert, katı ve cezalandırıcı bir nitelik taşırken; Anadolu coğrafyasındaki Müslümanların Allah algısı, tasavvufi mirasın ve toplumsal yumuşaklığın etkisiyle daha şefkatli, hoşgörülü ve bağışlayıcı bir karakter kazanmıştır. Böylece Seneca’nın sözünü ettiği ilke, tarihsel ve kültürel bağlamda da doğrulanır: insanın tanrısı, onun ruhunun aynasıdır.