
Bazı kitaplar vardır, sadece okunmak için değil, ruhun en mahrem yerlerine dokunup sizi kökten değiştirmek için yazılmıştır. Şu an elimde tuttuğum bu eser, bir kâğıt ve mürekkep yığını değil; lisanın ulaşabileceği o en uç, o en muazzam zirvedir.Yazarın kurduğu her cümle, sabırla işlenmiş bir mermer heykel kadar kusursuz. Öyle bir üslup ki bu; bazen zihni darmadağın eden bir fırtına, bazen ruhu sükûnete erdiren durgun bir göl. Kelimeler sadece anlam taşımıyor; bir renk, bir koku ve somut bir doku barındırıyor. Sayfaları çevirirken sadece bir hikâyeyi değil, insanın varoluşsal sancılarını ve o hiç bitmeyen anlam arayışını iliklerimde hissediyorum.Bu kitabı benim için "en iyisi" kılan, aynaya bakmaya korktuğumuz anlarda bile bize kendimizi en çıplak haliyle göstermesidir. Yazar, modern insanın yalnızlığını ve kalbin en gizli sızılarını öyle bir ustalıkla sergiliyor ki, okuduğum her satırda kendi sessiz çığlığımı duyuyorum.Kapağı kapattığımda anladım ki: Bu sadece bir okuma deneyimi değil






