
Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 208 p. Translated by Püren Özgören Cover design by Sancar Dalman Düzelti - Redaksiyon : Aysegül Ergül Aslan Contributed by Yesim Ercan Aydin "Herkesi öldüremezlerdi tabii," diyor Bay Barbatnik. "Bunu biliyordum. Geride birileri kalmaliydi; tek bir kisi bile olsa. Ben de kendime, iste bu kisi ben olacagim, dedim. Beni yolladiklari kömür madeninde onlar için çalistim. Polonyalilarla birlikte. Gençtim, güçlüydüm. Maden benimmis, babamdan miras kalmis gibi çalistim. Kendime, yapmak istedigim isin bu oldugunu söylüyordum. Bu isi çocugum için yaptigimi söylüyordum. Sirf aksama kadar dayanabileyim, sag kalabileyim diye, her gün kendime farkli bir sey söylüyordum. Ve bu sekilde sag kaldim. Ansizin Ruslar dört bir yandan, hizla gelmeye baslayinca, Almanlar bizi toplayip sabahin üçünde yola düzdüler. Günlerce, günceler, güncelerce yürüdük, sonunda günleri saymayi biraktim. Bu böylece sürüp gitti, insanlar her yanda yere yigildi; kendime yine, eger tek bir kisi sag kalacaksa, bu ben olacagim dedim. Ama artik bir sekilde anlamistim: Gittigimiz hedefe varsam bile, oraya vardigimizda, konvoydan geriye kalanlari vuracaklarini anlamistim. Bunun üzerine, Tanri bilir nereye dogru, bir an durup dinlenmeksizin, haftalardir, haftalardir süren yürüyüsten kaçtim. Ormanda sakladim, geceleri ortaya çiktim, Alman çiftçiler beni doyurdu. Evet, dogru söylüyorum," diyor, mum isiginda neredeyse bir küre kadar genis, bir kol demiri kadar da agir görünen, iri eline bakarak; o elin içinde Claire'in kemikleri ve bogumlari narin, ince, düzgün parmaklari var. "Almanlar tek tek fena insanlar degiller. Ama üç Almani bir odaya koydun mu, bu canim dünyaya ve edebilirsin" Philip Roth
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!