
1914'te İstanbul havası,Enverle kaplı,onunla aydınlık,onunla kapanıktı.Mukaddes Cihat,askerlik sorunu,bir taassup baskısı ile artiyordu.Bıyığını kesen bir zabitin merkez kumandanliginda dövüldügünü işitiyorduk.

Zeytindağı, Falih Rıfkı Atay'ın Osmanlı'nın son dönemine, savaş yıllarına ve imparatorluğun çözülüşüne içeriden bakan önemli anı kitaplarından biridir. Cemal Paşa'nın yanında görev yapan Atay, Suriye ve Filistin cephesinde gördüklerini kişisel tanıklıkla tarihsel değerlendirmeyi birleştirerek aktarır.
Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı'nda yalnızca cephe hatıralarını değil, bir devletin karar alma biçimini, uzak coğrafyalardaki yalnızlığı ve kaybedilen dünyanın ağırlığını anlatır. Metin, resmi tarih dilinden çok gözlem gücüyle etkiler. Cumhuriyet'e giden süreci, Osmanlı'nın son savaş deneyimini ve Yakın Doğu coğrafyasını anlamak isteyenler için çarpıcı bir kaynaktır.
Bookspace topluluğundan 18 gönderi

1914'te İstanbul havası,Enverle kaplı,onunla aydınlık,onunla kapanıktı.Mukaddes Cihat,askerlik sorunu,bir taassup baskısı ile artiyordu.Bıyığını kesen bir zabitin merkez kumandanliginda dövüldügünü işitiyorduk.

.....Aşağı doğru öteki misafirlerin arasinda bir kurmay göze çarpiyordu.Sarışın,sert ve bakınırken gözlerine takılmamak imkansız!Hacı Adil,arasıra ona dönuyor.Belli ki,rütbesiyle nispetsiz bir önemi var.Salondan çıktıktan sonra,Hacı Âdil'e bu zatın kim olduğunu sordum. -Mustafa Kemal Bey,dedi. Sonra biraz şasıca gözlerini manalaştırarak ilâve etti: _Yamandır!

1913'te bir Mustafa Kemal;yüzyıl sonrası için bile hâyaldi,fantazi romanlarinda bile yeri yoktu.

1913' de Mustafa Kemal, yüzyıl sonrası için bile hayaldi, fantezi romanlarında bile yeri yoktu.

O vakitler, bu kadarcık ümit ve teşvik, bizi heyecanlandırmaya yeterdi. Üsküdar'dan entariyi kaldırmak, Merkez Kumandanlığı koğuşunda kadın dövdürmemek, yahut sokakta aynı arabaya binen kadın ve erkeklerden karı-koca vesikası sormamak, hemen hemen devrimcilik gibi gelen davranışlardı. Gözleri Mustafa Kemal gününde açılmış olanlara, 1913 avuntuları ne kadar gülünç gelir.

Yüzlerce yıllık gözyaşı, bir külçe altın etmez.

Bürokrasi bilhassa bizde tembelliği, kararsızlığı, kafasızlığı, kötü niyeti, bilgisizliği meşrulaştırmak demek olmuştur. (Değişen bir şey yok.)

Salondan çıktıktan sonra, Hacı Adil'e bu zatın kim olduğunu sordum. - Mustafa Kemal Bey, dedi. Sonra biraz şaşıca gözlerini manalaştırarak ilave etti: - 𝗬𝗮𝗺𝗮𝗻𝗱ı𝗿!

Suriye, Filistin ve Hicaz’da: -Türk müsünüz? Sorusunun birçok defalar cevabı: -Estağfurullah! idi.

herşey bitti mi pasam ? diye sordum . gözlerinden kırları artan sakalına bir iki damla yaş düştü

Oysa ki insanlar unutmuş olsada tarih her yaşananı anlatmakta. Anlayana ...

istasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene: 'benim ahmed'i gördünüz mü?' diyor. hangi ahmed'i yüz bin ahmed'in hangisini? yırtık basmasının altından kolunu çıkartarak, trenin gideceği yolun, istanbul yolunun aksini gösteriyor: 'bu tarafa gitmişti' diyor. o tarafa aden'e mi, medine'ye mi, kanal'a mı, sarıkamış'a mı, bağdad'a mı? ahmed'ini buz mu, kum mu, iskorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi? eğer hepsinden kurtulmuşsa, ahmed'ini görsen ona da soracaksın: 'ahmed'imi gördün mü?' hayır hiçbirimiz ahmed'ini görmedik. fakat ahmed'in her şeyi gördü. allah'ın muhammed'e bile anlatamadığı cehennemi gördü.

Yıllar ipini kopararak perdeler gibi, böyle birbiri ardınca inmişti. Sanki bir rüyadan ayrılmıştık ve şimdi uyanmıştık.

Yüzlerce yıllık gözyaşı, bir külçe altına değmez.

Bizden olan her şeyi bizden olmayanlara verdik. Şimdi kendimize ait bir şey bulamıyoruz.

Zeytindağına başlamak istiyorum okuyan var mı :)

“İmparatorluklar bazen bir savaşta değil, bir gaflette yıkılır.”

İşte size bütün kitabın özü: İlim ve vatan adamı olunuz. Hiçbiri yalnız başına, ne sizi ne de milletini kurtarabilir.