
"Güneşin sıcak rüzgârın soğuk estiği o Mart günlerinden biriydi: Işıkta yaz, gölgede ise kış hüküm sürüyordu."

Paperback. 13,50 / 21,00 cm. In Turkish. 512 p. Dogan yeni günle birlikte gelecek hayallerimle ilgili önemli bir degisime yöneldim. Dogan günes hayatimi öyle bir aydinlatti ki artik hiçbir seyin ayni olmayacaginin bilincine vardim. O an için aklimdaki tek konu, gidecegim güne kadar daha alti gün olmasiydi. Ben gidene kadar Londra'ya bir sey olacak diye ödüm kopuyordu. Ben oraya gittigimde de sehrin harabeye dönmüs olmasindan ya da yok olmasindan kaygilaniyordum.
Bookspace topluluğundan 26 gönderi

"Güneşin sıcak rüzgârın soğuk estiği o Mart günlerinden biriydi: Işıkta yaz, gölgede ise kış hüküm sürüyordu."

Pip için dünya, yaşadığı küçük madenci köyünden ibaretti. Ablası ve köyün demircisi olan eniştesiyle yaşıyordu…

Örneğin okulda “Doğru yoldan ayrılmayacağım” diye bişey söylerdik. Ben bunun evden kiliseye giderken en doğru, en kısa yoldan yürümek anlamına geldiğini sanırdım hep. Bu yüzden diğer yollardan hiç yürümezdim.

Mart ayıydı; güneşin sıcak, rüzgârın soğuk olduğu o günlerden biri; hani ışıkta bakarsan yaz, gölgede durursan kış sanırsın. ( Günaydınlar dilerim canlarım)

Başka bir şey söyleme artık. Birbirimizi hiçbir zaman anlayamayacağız nasılsa.

Çok acı çektim ben ve bu acı her türlü öğretiden daha çok etkiledi beni. Senin kalbinin eskiden ne halde olduğunu anladım. Eğildim ve kırıldım ama öyle umuyorum ki daha iyi bir şekle girdim.

İçimden gelen o çığlığı sahiden kopardım mı, yoksa ruhumun çığlığı olarak sessiz mi kaldı?

"Herkesin haksızlığına uğramış gibi, adsız bir küskünlük vardı içimde.”

Her kim tarafından yetiştirilmiş olurlarsa olsunlar, çocukların varlıklarını sürdürdükleri küçük dünyalarında, haksızlık kadar derinden hissedilip derinden algılanan bir şey yoktur.

Ben yandım siz yanmayın.. “Onu akla karşı, söze karşı, huzura karşı, umuda karşı, mutluluğa karşı, olabilecek tüm cesaret kırıcı şeylere karşı sevdim.” - Dickens, Büyük Umutlar

Bir dalgalanırsın, bir durulursun. Hayat bu işte!

"İyimser olmak zorundayım," dedi Herbert, "çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok."

"İyimser olmak zorundayım," dedi Herbert, "çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok."

“Ne iyimser bir yaradılışın var senin!” “O olsun bari, nasılsa başkaca zırnığım yok.”

Lise son. Samsun karakış. Yollar kapanmış okul tatill. Köyde, sobanın yanındaki tekli koltukta sabahtan başladım okumaya. Babaannem yanımda örgüsünü ördü, arada Karadır Kaşkarın'ı mırıldandı. Yemek yemedim, mola vermedim, Pip ile çıktık yolculuğa. Kalktığımda kitap bitmiş, içimdeki duygu sönmemişti. Hayatımdaki en değerli günlerden biridir “Gerçek sevginin ne olduğunu anlatayım sana,” dedi. “Körü körüne bağlanmak, kendini hiç sorgusuz aşağılatmaktır. Karşındakine yüzde yüz boyun eğmek; kendi aklına, tüm dünyanın uyarılarına karşın ona güvenmek, benliğini cellatının eline hiç esirgemeden vermektir. Benim yaptığım gibi!”

"İyimser olmak zorundayım," dedi Herbert, "çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok."

“Şimdi de ben varım” Gözleri huzur içinde tavana doğru çevrildi Başı yavaşça önüne doğru düştü. SON.

Önümde uzanan dünya öyle büyük, öyle bilinmezdi ki!

"Güzel miyim?" "Evet, bence çok güzelsiniz." "Çok mu kırıcıyım?" Bana okumayı sevdiren kitaplardan. 2005 yılı yoğun karlı bir kış yaşıyorduk. Lise 2 gün tatil edilmişti ve bu kitabı sobanın dibinde okuyup bitirmiştim. Yaşım gereği o zaman Pip ile çok yakın hissetmiş, onun dünyasında kendime yer bulmuştum.

Zaten tüm yaşantımız boyunca böyle en kötü zayıflıklarımız ile hainliklerimizi en tiksindiğimiz kimseler uğruna yaparız…

Çünkü ona göre kalbi asil olmayanın davranışlarının asaletinin bir hükmü yoktu. ''Ne kadar cila sürersen sür, ağacın damarlarını saklayamazsın;sen cilayı sürdükçe damarlar kendini belli eder.'' der.

Bense seni gönlümden hiçbir zaman çıkarmadım.

pip seni unutmayacağım...

"İyimser olmak zorundayım," dedi Herbert, "çünkü bu hayatta tutunacak pek de fazla bir şeyim yok."