
“Size güzel gelen herhangi bir şey bir anlama sahip değilse o güzelliğin üstünü önce bir gölge alır, gölge karanlığa kavuşur ve en sonunda da güzel olarak tabir edilen şey tamamen yok olur.” ✨

Notre Dame'ın Kamburu, Victor Hugo'nun Paris'i, mimariyi ve dışlanmış insanların trajedisini büyük bir romantik anlatı içinde birleştirdiği klasik romanıdır. Quasimodo, Esmeralda ve Claude Frollo çevresinde gelişen hikaye, güzellik, merhamet, takıntı ve toplumsal yargı üzerine güçlü bir çatışma kurar.
Hugo, Notre Dame'ın Kamburu'nda katedrali yalnızca dekor olarak kullanmaz; şehir, taş, kule ve kalabalıklar romanın yaşayan parçalarına dönüşür. Eserin kalıcılığı, görünüşe göre hüküm veren toplumun acımasızlığını ve sevginin çoğu zaman en beklenmedik yerde belirdiğini göstermesinden gelir. Tarihi atmosfer ile insani dram aynı anda etkisini sürdürür.
Bookspace topluluğundan 27 gönderi

“Size güzel gelen herhangi bir şey bir anlama sahip değilse o güzelliğin üstünü önce bir gölge alır, gölge karanlığa kavuşur ve en sonunda da güzel olarak tabir edilen şey tamamen yok olur.” ✨

“Çirkinliğim hiç bugünkü kadar gözüme batmamıştı. Sizinle karşılaştırdığımda kendime, bu zavallı bedbaht ucubeye çok acıyorum. Beni bir hayvana benzetiyor olmalısınız, öyle değil mi? Sizse bir güneş ışını, bir çiy damlası, bir kuş nağmesisiniz! Bense öcü gibi korkunç bir şeyim; ne insan ne hayvan denebilecek, bir taş parçasından daha sert, daha biçimsiz ve daha fazla horgörülen, ne idüğü belirsiz bir şey!” -Quasimodo

Çünkü aşk bir ağaç gibidir: Kendiliğinden yetişir, kökleriyle tüm benliğimizin derinliklerini sarar ve yıkıntı halindeki bir yürekte yeşermeye devam eder. Bu tutkunun ne kadar körse, o kadar inatçı oluşunu açıklamak mümkün değildir. Kendi içinde tutarlı olmadığında daha da güçlüdür.

Senin bulunacağın cehennem benim için cennettir; seni görmek Tanrı’yı görmekten daha büyüleyicidir.

delikanlıya göre yaşamın yegâne amacı öğrenmekti

Sana yalvarıyorum! Ey çocuk! Bir elinle işkence yap, kabul; ama öbür elinle okşa beni! Acı bana, merhamet et!

İnsanların dış görünüşe göre yargılanmasını eleştirir

O güne kadar sadece kitapları sevmiş biri için bir insana bağlanmak ilginç ve hoş bir şeydi. Dünya'da Sorbonne'deki tartışmalardan, Homeros'un mısralarından başka şeyler olduğunu, insanın sevgiye ihtiyaç duyduğunu, şefkatsiz ve aşksız bir yaşamın boş, yaygaracı ve yürek parçalayıcı bir çark düzeni olduğunu fark etti.

"Bir insanı sevmek, kaderini kabul etmektir.”(PUBG MOBİLE VİCTOR VS TOLGA ABİ HUGO)

“Halk söküp almadıkça kral ayrıcalıklarından vazgeçmez.”

“Aşağıla beni, vur, döv, kötülük yap! Ne istersen yap! Ama ne olur, sev beni!” -Rahip Frollo

"Gün herkese aittir.Neden bana yalnız geceyi veriyorlar?"

Cennet’ten veya Cehennem’den gelebilecek o insanüstü güzellik vardı. Bu bizim bir avuç toprağımızla yaratılmış ve bir kadın ruhunun titrek ışıklarının içeriden cılızca aydınlattığı sıradan bir kız değildi. Bir melekti bu! Ama ışıktan değil karanlıklardan, alevlerden yaratılmış bir melek!

Senin olduğun cehennem benim cennetimdir.

Senin olduğun cehennem benim cennetimdir

güzellik yalnızca güzelliği sever

Anneler çocukları arasında sıklıkla kendilerine en fazla acı çektireni sever.

“Kadınların içgüdüleri erkeklerin zekasından daha çabuk harekete geçip tepki verir.”

Oysa gülmeyi seven aglmaya doğru yol alır

neden kitabın ortasında bir anda 30 sayfa Paris sokaklarından bahsediyorsun 🤧😩

“Gündüz herkesindir. Beni neden hep geceye mahkum ediyorlar?”

Bir gücün, başka bir gücün yerini alacağını gösteriyordu bu. Bunun anlamı şuydu: Matbaa kiliseyi öldürecek.

O anda şu ana kadar hep kuru kalmış ve alevler saçan bu gözden iri bir damlanın şekilsiz ve uzun süre umutsuzlukla kasılmış bir yüzün üzerinde yavaşca süzüldügü görüldü belkide bu bahtsızın döktüğü ilk goz yaşıydı

Aslan kuyruğu olmak yerine sinek başı olmayı tercih ederim