
- Uzunca bir süre aynı evde yaşayan insanların yüzleri birbirine benzemeye başlar…

<p>Maksim Gorki’nin otobiyografik üçlemesinin ikinci kitabı olan Ekmeğimi Kazanırken, Aleksey’in çıraklık yıllarını anlatır.</p><p>Aleksey, ailesinin yoksul düşmesinin ardından kâh bir ayakkabı mağazasında kâh gemide kâh ikon atölyesinde çalışır. Keskin gözleriyle insanları izlerken roman ve şiirle de tanışır ve okumak onun için gitgide bir tutkuya dönüşür. Yalnız, kitaplarda okuduğu insanlarla çevresinde gördükleri birbirine benzememektedir.</p><p>İleriki yıllarda sosyalist gerçekçilik akımının öncülüğünü yapacak olan Maksim Gorki 19. yüzyıl Rusyasının ses ve imgeleriyle dolu bu yapıtında, toplumu saran şiddet, amaçsızlık ve düşmanlık için bir çözüm arama çabasını da anlatır.</p><p>“Ben insanları çok seviyorum. Kimseye de acı vermek istemem. Ama duygusal olmak doğru değil; korkunç gerçek, güzel yalanların kelimecikleriyle gizlenemez! Hayata doğru! Hayata doğru! Yüreklerimizde ve beyinlerimizde bulunan bütün iyi ve insanca şeyleri hayatın içinde eritmek gerek!”</p>
Bookspace topluluğundan 21 gönderi

- Uzunca bir süre aynı evde yaşayan insanların yüzleri birbirine benzemeye başlar…

Okurken kendimi daha sağlıklı, güçlü duyumsar, işimde daha becerikli, daha çevik olurdum. Çünkü bir amacım vardı; işimi ne kadar çabuk bitirirsem, okumak için o kadar çok zamanım olacaktı. Kitaplardan ve okumaktan yoksun kalmak beni gevşetti, tembelleştirdi; daha önce hiç yaşamadığım hastalık gibi bir şey çöktü üzerime: unutkanlık!

Bir çamur yaratıp içine gömülüyor, sonra da anlamadıkları, gülünç buldukları, kendilerine yabancı bütün güzellikleri kirletmekten duydukları keyifle domuzlar gibi homur homur bu çamurun içinde debeleniyorlardı.

Bir insanın bilgisi ne kadar çoksa, eli kolu da o kadar uzun olur, her yere yetişir, her şeye ulaşır; ne çok şeye ulaşırsan, o kadar çok kazanırsın, işlerin yolunda olur. Tanrı bizi dünyaya aklı bir şeye ermeyen birer çocuk olarak gönderir, akıllı, bilgili ihtiyarlar olarak geri alır. Demek ki, okumak gerekiyor.

Kitap benim için de bir tansıktı; içinde onu yazanın ruhunu barındırırdı. Kitabı açmamla birlikte özgürlüğüne kavuşan ruh, bana birbirinden gizemli şeyler anlatmaya başlardı.

İnsanları yargılamasalar, aşağılamasalar, insanlarla alay etmeseler, herhalde konuşmayı unutur, dilsizleşir ve kendi kendilerini göremez olurlardı.

Kader, kardeş, hayatımıza yön veren dümendir.

Kitap okuyor, gereken her şeyi kitaplarda bulacaksın. Kitap deyip geçme!

- Madde bir: sakın erken evlenme! Evlilik çok, ama çok önemli bir şeydir, kardeş! Bekarsan istediğin yerde, istediğin gibi yaşarsın, keyif senin!

Hayat kötü,yaşadın mı,iyi yaşayacaksın!

Bir insanın kendi varlığını duyumsaybilmesi için, insanlara bir biçimde davranıyor olması gerekir.

- Kitap denen şeyi anlamak gerek! Kimse boş yere bir şey yapmaz, sana boşunaymış gibi gelen şey, yalnızca görünüşte öyledir. Kitap da boşuna yazılmaz, kafaları karıştırmaktır kitabın amacı. Her şey ancak akıl çerçevesinde olur, akıl yoksa, koyver kuyruğunu gitsin, balta bile odunu kesmez olur!

Kitap, bize insanları anlatır.

Kitaplar beni daha berk, daha dirençli yaptı, dayanıklılığımı arttırdı.

-Okula gittin mi? Kitap okumayı seviyor musun? -Kitap okumaya vaktim yok ki. -Okumayı sevseydin, zaman bulurdun.

Kitap oku… en iyi şey budur!

Çocukluk yıllarına ait yaşanmışlıklar, insan ruhunda çoğu kez ömür boyu kapanmayan derin yara izleri açıyor.

insanın en gözü dönmüş düşmanı, yine insandır.

En önemlisi, şunu unutma:” Kader ayrı, neşe içinde yaşamak ayrı… kader, neşeeye engel değildir!”

…Beni deli eden şeylerden biri de, kadınlara karşı davranışlarımızdı. Okuduğum romanların etkisiyle kadınları hayatın en anlamlı, en değerli varlığı olarak görüyordum.

İnsan her şeyi kendisi denemeli, kendisi yaşamalı, her şeyi kendi kendine öğrenmeli. Sen kendin öğrenmedin mi, kimse sana bir şey öğretmez.