
Onu öldürecek olan şeyin yaşlanmak olduğunu zannediyor” dedi, “oysa insanı yavaş yavaş öldüren şey yanlış bir evliliktir.”

Şahin... Neredeyse hiç görmediğim babam, annemin neredeyse hiç görmediği kocası. Yıllardır muhatap olduğum "Baban nerede?" sorusuna, "işte", "evde", "memlekete gitti" gibi bir çırpıda verilebilecek cevaplar verebilmeyi çok isterdim. Babamın nerede olduğunu, nasıl bir bahtsız olduğunu kimseye izah edemedim. Kabul etmek gerekirse, masumiyetinden zaman zaman ben de çokça şüphe ettim. Kadere saygımız, tekrara göre değişiyor. Başımıza bir iş geldiğinde, bunu aksilik olarak kabul edebiliyor ve sineye çekiyoruz; bu aksilik ikinci kez geldiğinde, geldi mi üst üste gelir diyoruz, üçüncüsü tekrar ettiğinde her şey de senin başına geliyor diyerek rahatlıkla kanaat bildiriyoruz, sonraki tekrarlardaysa başına bu kadar çok şey geliyorsa, demek ki tüm bunları hak ediyor diyoruz. O bütün masumiyetiyle yaşamaya devam etse bile... İçimizde bir yerden konuşuyor Şermin Yaşar. Bu coğrafyanın en derin kederlerini en "bizlik" hayat acemilikleriyle harmanlıyor. İncinmişliklerimizi gülünesi aşklarımızla iyileştiriyor. Gerçek edebiyatın "insanın ruhuna" inen bir merdiven olduğunu her öyküsünde hatırlatarak.
Bookspace topluluğundan 9 gönderi

Onu öldürecek olan şeyin yaşlanmak olduğunu zannediyor” dedi, “oysa insanı yavaş yavaş öldüren şey yanlış bir evliliktir.”

Sahi Muazzez; sensizliğin yüz ölçümü ne..?

Bir kitapçıda rafların arasında senin kokunu duyuvermenin hayalini hep kurdum.

Bi çay söyleyip birlikte içerek açılmışlar birbirlerinin denizine. "Dudağımın iz bıraktığı yeri çevirip, oradan içerdi baban" diyor annem. Gördüğüm en güzel öpüşme sahnesi...

Olmayacak şeylerin hayalini kurma federasyonu olsa, başkanı ben olurdum.

Kısmetten öte yol yok, çok istersin olmaz,ama hiç istemediğin bir anda oluverir…

Fakat fen hiç ilerlememiş Muazzez, seni geri getirmenin formülünü bulmadık ya, bırak Nobel ellerin olsun.

birbirimizin yalnızlığının kıdemli tamamlayıcılarıydık...

Anneler evlatlarının masumiyetini bir nişan gibi gözlerinin içinde taşıyorlar her zaman, bunu kaybederlerse eğer başka hiçbir şey göremeyecek kadar karanlık bir suçluluk duygusuna gömülüp kalacaklarını sanıyorlar.