
Duvarın birinde ise çarpılıp gitmiş çerçevelerinde zorlukla duran fotoğraflar asılıydı. Biri babasının askerliğinden kalmaydı bunların. Diğeri kendisinin öğrenciliği zamanında fakülte kapısına benzer bir yerde çektirmiş olduğu bir fotoğraftı. Yerdeki karın üzerine kalın mantosuyla dikilmişti ve o kapının önünde poz vermekten gurur duyar gibi bir hali vardı bu fotoğrafta. Gerilerde ise belki de kâğıdın yapısından dolayı tuhaf bir sis görünüyordu, Sonuncusu ise eşi Yasemin ile Mezopotamya coğrafyasını andıran bir yerdeki yüksek bir kalenin üzerinde çektirmis oldukları renkli bir fotoğraftı. Geleceğin getirilerinden habersiz iki genç âşığin mutlu yüzleriydi bunlar; gökyüzünde yaşamın zaman dışı ritimlerini ve kavurucu ateşini yanstan coşkun rengin önünde soluk kalan iki gölge oyunu figürleri gibi duruyorlardı bu göğün pembe, turuncu ve kızıla dönüşmüş rengi önünde deneyimleyip tanımlayabilmekten önce, ancak hislerle içine girilebilecek o boyutun varlığından habersiz iki insanın mutlu yüzü






