
"Hepimiz öleceğimizi biliriz ama öldürüleceğimiz aklımıza gelmez."

Kardeşimin Hikayesi, Zülfü Livaneli'nin aşk, hafıza, kıskançlık ve sır temalarını psikolojik gerilim havasında işlediği romanlarından biridir. Sakin bir sahil kasabasında yaşanan cinayet, emekli mühendis Ahmet Arslan'ın geçmişiyle birlikte karanlık bir anlatı kapısı açar.
Livaneli, Kardeşimin Hikayesi'nde okuru yalnızca suçun çözümüne değil, anlatılan hikayenin güvenilirliğine de dikkat etmeye çağırır. Aşkın takıntıya, anıların kimliğe, yalnızlığın ise savunma mekanizmasına dönüşmesi romanın gerilimini artırır. Akıcı dili ve sürprizli kurgusuyla kitap, Zülfü Livaneli'nin geniş okur kitlesiyle bağ kuran dikkat çekici eserleri arasında yer alır. Gerilimi, anlatıcının sakladıkları kadar seçtiği kelimelerden de doğar.
Bookspace topluluğundan 67 gönderi

"Hepimiz öleceğimizi biliriz ama öldürüleceğimiz aklımıza gelmez."

Mutlu olabilmenin tek şartı 'unutmayı' başarabilmekti.

Ama inan bana; insanların çoğunun ruhu, bedeninden önce çürür...
Denizler ötesine giden kişi yalnızca iklimi değiştirmiş olur, aklını değil.

Ya resmen her sayfa da deli gibi ahmetin anlatmasını bekliyorum
"Birine âşık olmak, gözü bağlı olarak, bir uçurumun kıyısında yürümek demektir. Başına neler geleceğini hiçbir zaman bilemezsin. Sonu ölüm de olabilir, cinayet de, intihar da."

"Hay Allah!" dedim. "Demek aşk ha? Ludmilla Belinskaya ve aşk! Ne kadar birbirinden ayrı kavramlar. Karayla deniz gibi, yeryüzü ve gökyüzü gibi. Sen seve bilir miydin?"

Dünya bu kadar güzelken, yaşamak ne güzel şey. ( Herkese günaydınlar ve hayırlı cumalar dilerim)
"Bilen insan bilmiyormuş gibi yaşayamaz!"

Ertesi sabah uyandığımda mor tavşanlar gelmedi gözümün önüne. Ortalığa bir sessizlik çökmüştü, rüzgar kepenklere vurmuyordu artık. Sıcaklık biraz artmıştı ama yine nemli bir gündü. Odanın içine solgun bir gün ışığı süzülüyordu. Kalkıp camları açtığım da yanılmadığımı gördüm, ortalık sütliman ama biraz serindi.

"Aşklarına karşılık bulamadıkları için intihar eden kadınlar ve erkekler mi istersin, Kıbrıs kralı gibi içini yiyip bitiren yersiz kıskançlık krizleri sonunda çok sev diği karısını elleriyle boğup öldürenleri mi, hapse dü şenleri mi, toplu katliam yapanları mı, güzel Helena yüzünden çıkan büyük savaşı mı, düelloda ölenleri mi, işkencede sevgilisinin adını söylememek için dişleriyle dilini koparıp atanları mı, delirenleri, tımarhaneye dü şenleri mi, bütün itibarını ayaklar altına alanları mı, yok olan servetleri mi?.. Daha sayayım mı?"
"Ama inan bana, insanların çoğunun ruhu, bedeninden önce çürür."

Nasıl bir acı insana kendisini unutturur.?

YENİ KİTAP Hayatın en acı yüzüyle çok küçük yaşta tanışan ve ailesiz kalan Ahmet Bey’in münzevi hayatının ortasına bir cinayet haberi düşüyor. Usta edebiyatçı Zülfü Livaneli, bir cinayetin gölgesinde kardeşlik bağı, aşk, arkadaşlık, ihanet gibi insana dair tüm duyguların ve duygusuzlukların anatomisini çıkarıyor.

"Unutmak. Eger unutmak diye bir sey olmasaydi, yasam da olmazdi. insan, unutmadan hayatini sürdüremez."

SON Maktule Arzu KAHRAMAN’ın bu çocuğa büyük bir şefkat gösterdiği, bazen sarılıp bir çocuk gibi yanaklarından öptüğü anlaşılmış ve sanık Muharrem de bu davranışları yanlış yorumlayarak aralarında bir aşk münasebeti olduğu kanısına kapılmıştır. Sanık bunu inkar etmemiş, 11 Haziran gecesi verilen davette çok açık saçık giyindiğini, İstanbul'dan gelen erkek konuklarla içki içerek onları öpmesinin, erkeklerle dans ederken vücudunu onlara yapıştırmasının aklını karıştırdığı, maktule Arzu'nun kendisini aldattığını düşünerek bütün konukların yokluğundan istifade ederek, merdivenlerden yukarı çıkmakta olan maktuleyi yakalayarak çektiğini ve orada defalarca bıçakladığını, maktulenin öldüğünü anlayınca boynundaki kolyeyi hatıra olarak aldığını ve kimsenin bulamaması amacıyla gece vakti Kırbaş adlı köpeğinin kulübesine gömdüğünü itiraf etmiştir. Bu vahşiyane cinayeti işlemekten pişman olup olmadığı sorulduğunda pişman olmadığını, yine aynı manzarayı görse yine yapacağını söylemiştir.

Eğer unutmak diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez.

Ludmilla geri çekildi; yine tıslayan bir yılana dönüştü. Aramızdaki dertleşme iç dökme dönemi bitmiş, Puşkin'in tutku dolu göğsünü delerek öldüren kanlı düellolardan biri başlamıştı.

Onun önüne gelince donup kalmış, kıpırdayamamış, gözlerini yüzünden alamamış. Daha sonra bana "Hayatımda böyle bir şey başıma gelmedi" diye anlattı o anı. "Sanki dünya silinmişti ya da ben başka bir dünyaya ışınlanmıştım. Karşımdaki yüz, ilahi bir ışıkla aydınlanmıştı. Güzellik falan değildi bu, çok daha fazla bir şeydi. Hiçbir dilde bunu anlatacak bir kavram, bir kelime olduğunu sanmıyorum. Sanki gökyüzünden Borisov'a bir ışık huzmesi içinde indirilmişti. Yüzü güneşle değilde, içindeki bir ışık kaynağıyla aydınlanıyor gibiydi." Bizimkinin kalbi çarpmaya başlamış, ne bir ses çıkarabiliyor ne hareket edebiliyormuş. lsa'nın dirildiğini gören bir Hıristiyan mümini gibi dili tutulmuş bir halde bakıp duruyormuş.

"Ben yokken bir göz at istersen" dedim. "Canın sıkıl masın. Hani sahilde konuştuğumuz şeyler; aşkın tehli keleri falan. Bak bu Anna Karenina, aşk yüzünden in tihar; bu Bovary o da aşk yüzünden intihar; bu Werther, o da aynı şekilde; bu Othello, aşk yüzünden cinayet; bu Fuzuli'den Leyla ile Mecnun. Öteki kitapların da sayfalarını çevir. Onlarda da delirmeler, toplu katliamlar, intiharlar, cinayetler göreceksin. Söylüyorum sana, dünyanın en tehlikeli duygusu aşktır. İnsanları felakete sürükler."

insanın biyolojik fonksiyonların aşırı bir anlam yükleme çabası içindeyiz, çünkü hiçlik zor geliyor...!

“Ama inan bana, insanların çoğunun ruhu bedeninden önce çürür.”
"Aşk denen şey bazen yürür, bazen uçar; bazen koşar biriyle birlikte; bir başkasıyla ölümcül yürüyüşe çıkar; üçüncüyü buzdan heykele çevirir; dördüncüyü atar alevlerin içine. Birini yaralar; öldürür ötekini. Aynı anda çakıp sönen bir şimşeğe benzer. Geceleyin saklar şafakta zapt edilecek olan kaleyi. Çünkü dayanacak güç yoktur karşısında."

Gördüğünüz gibi her şey bir hikâyedir" dedim, "ve nereye kadar gerçek olduğunu bilmemize imkân yoktur. İnsanlar birbirine durmadan yalan söyler." Hayatın tek gerçek yanı kurgudur,zihinle sağlanan realite