Watt Samuel Beckett, çev. Uğur Ün
EdebiyatKurguKlasik

Watt Samuel Beckett, çev. Uğur Ün

Samuel Beckett

Yayıncı
Ayrıntı
Sayfa
214
Dil
Türkçe
Yayın yılı
1993

Özet

Watt, yuzyila damgasini vurmus birkac yazardan biri olan Samuel Beckett'in yazdigi ikinci "roman". Ikinci Dunya Savasi sirasinda yazilamasina ve Beckett'in Fransiz direnis hareketine aktif olarak katilmis olmasina ragmen savasla ilgili hicbir sey icermiyor. Peki neyle ilgili bu roman? Hicbir seyle. Olay orgusu yok (olay yok ki zaten); karakter deseniz, Watt'i ya da Bay Knott'u ne kadar karakter sayabilirseniz o kadar var, yani hak getire; parlak cumleler, Joycevari uslup cambazliklari ariyorsunuz, uzgunuz: Namevcut. Simgesever okurlari da onceden uyarmali: Beckett son cumlede, "yazdiklarimda simgesel anlam arayanlarin boynu altinda kalsin" demekte, aman dikkat. Ne var peki? Watt diye bir adam var, gulmeyi bile bilmiyor, sessiz sinema komikleri gibi yuruyor, acayip bir bicimde konusuyor; garip bir "anlamsal kesinlik" ihtiyaci icinde, her seye bir de kendisinin ad vermesi; en sriadan islerin (sozgelimi bir kopege yemek verilmesinin) olasi butun yurutulus bicimlerini gozden gecirip en akla uygun bicimde yeniden kurmasi gerekiyor zihninde. (Metin bu turden, kimilerine ic bayici kimilerine ise cok eglenceli gelebilecek, kili kirk yaran akil yurutmelerle dolu). Watt, Bay Knott diye birinin evine usak olarak giriyor, bir sure kaliyor, sonra da ayriliyor. "Olay" bundan ibaret. Arada da birbirinden grotesk birkac kisi girip cikiyor metne. Hepsi bu. Baska ne var; esi benzeri olmayan muthis bir kara mizeh, "insan turunun soylulugu" denen seyin, ozellikle de insan zihninin abuk sabuklugunun acimasizca teshir edilmesi, olaganustu yalin ve karmasik olmayi inanilmaz bicimde birlestiren bir dile da sahip bizce. "Guldururken can acitan" bir kitap. "Zor" metinler okumayi goze alanlar icin vazgecilmez...

Bu kitap hakkında gönderiler

Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Yusuf Kaan Kır@joseph· 10ay🇹🇷

Gençlik geride kaldığında ve henüz daha yaşlanılmadığında, gençliğin geride kaldığını ve henüz daha yaşlanılmadığını düşünmek, az bir şey değil bu. Üç saatlik gününün bitimine doğru bir durup, kararan rahatlığı, aydınlanan sıkıntıyı, eskiden beri var olan zevki, gelecekte hep var olacak acıyı, coşkunun eklenmesini beklediğimiz zorunluya dönüşmüş neşe dolu eylemi, geçmişteki varlığa doğru ve gelecekteki varlığın önünde soluk soluğa kalıp titremeyi, doğruluğunu yitirmiş doğruyu ve daha oluşmamış yanlışı düşünmek. Ve sonunda gülümsememeye karar vermek, gölgede oturmuş gece olmasını arzulayarak, sabah olmasını arzulayarak ağustosböceklerini ve mırıltıyı dinlerken, hayır kalp değil, hayır karaciğer değil, hayır prostat değil, hayır yumurtalıklar değil, hayır sinirle ilgili bu, kaslarla ilgili. Sonra kudurganlık durulur ya da sürer ve insan çukurun en dibindedir, tutkuların tutkusunun, dehşetin dehşetinin ötesindedir, çukurun en dibindedir, nihayet bütün yokuşların, alçalan yolların…

0

Senin Gibi Okuyan Biriyle Tanışmaya Hazır mısın?