
Gençlik geride kaldığında ve henüz daha yaşlanılmadığında, gençliğin geride kaldığını ve henüz daha yaşlanılmadığını düşünmek, az bir şey değil bu. Üç saatlik gününün bitimine doğru bir durup, kararan rahatlığı, aydınlanan sıkıntıyı, eskiden beri var olan zevki, gelecekte hep var olacak acıyı, coşkunun eklenmesini beklediğimiz zorunluya dönüşmüş neşe dolu eylemi, geçmişteki varlığa doğru ve gelecekteki varlığın önünde soluk soluğa kalıp titremeyi, doğruluğunu yitirmiş doğruyu ve daha oluşmamış yanlışı düşünmek. Ve sonunda gülümsememeye karar vermek, gölgede oturmuş gece olmasını arzulayarak, sabah olmasını arzulayarak ağustosböceklerini ve mırıltıyı dinlerken, hayır kalp değil, hayır karaciğer değil, hayır prostat değil, hayır yumurtalıklar değil, hayır sinirle ilgili bu, kaslarla ilgili. Sonra kudurganlık durulur ya da sürer ve insan çukurun en dibindedir, tutkuların tutkusunun, dehşetin dehşetinin ötesindedir, çukurun en dibindedir, nihayet bütün yokuşların, alçalan yolların…






