
"İnsan, içinde yaşadığı vatanı, ancak ondan ayrılmak tehlikesiyle karşılaştığı zaman tam olarak anlıyordu."

Esir Şehrin İnsanları, Kemal Tahir'in İstanbul'un işgal yıllarını, aydınların tutumunu ve Milli Mücadele'ye giden toplumsal dönüşümü anlattığı önemli romanıdır. Kamil Bey'in dönüşümü, yalnızca kişisel bir bilinçlenme değil, bir dönemin değerleriyle hesaplaşma sürecidir.
Kemal Tahir, Esir Şehrin İnsanları'nda tarihsel olayları kuru bilgi gibi değil, sınıfsal konumlar, aile ilişkileri, korkular ve siyasi tercihler üzerinden işler. İşgal altındaki İstanbul, roman boyunca hem fiziksel hem de ahlaki bir kuşatılmışlık duygusu taşır. Eser, Milli Mücadele dönemini farklı toplumsal kesimlerin gözünden okumak isteyenler için güçlü ve düşünsel açıdan zengin bir Türk romanıdır.
Bookspace topluluğundan 17 gönderi

"İnsan, içinde yaşadığı vatanı, ancak ondan ayrılmak tehlikesiyle karşılaştığı zaman tam olarak anlıyordu."

Türbeler, ölüleri yaşatmak hırsıyla yapılmıştır değil mi?

“Kafamda sürekli bir meydan savaşı var. Birlikler devriliyor, saflar biçiliyor.”

“İnsan bir kere tek başına kalmaya görsün. Nerde olsa tek başınadır artık. Meydan savaşında bile…”

“Bir fikir kadınlar tarafından kolayca kabul edilirse o fikir er ya da geç, yüzde yüz yener.”

Bizim memleket ıstıraba katlanmasını çok iyi beceriyor da karşı gelmesini bilmiyor.

Alçak insanlar yükseldikçe alçaklıkları da o ölçüde artıyor!

Ben, ölmemekten korkuyorum. Yani öldükten sonra da bu acılar sürerse diye ödüm kopuyor! Acı çeken gövde mi, ruh mu? Bunu kesinlikle bilmek ne büyük mutlulukmuş!

Kemal Tahir'in bu serisini okuyunca tarihler değişse de senaryonun hep aynı kaldığını hissettim. Sadece değişen kişiler. Oyun hep aynı. Serinin ilk kitabından başlayarak okumanızı tavsiye ederim.

Bizim millet acıya alışmış. Biz hepimiz bahtsızlığa o kadar alışmışız ki, sevinç anormal geliyor. Bilmez misiniz, bizde yüksek sesle gülmek ayıpların başında sayılır. Hele çocuklar için... Sonra hocalar bize cennetin sevinçleri yerine durmadan cehennemin işkencelerini belki de bu sebeple anlatırlar...

Uykunun da bir çeşit kurtuluş sayıldığı zamanlara lanet olsun!

Artık hayatı bırakmak, ölüme sığınmak gerekiyor.

“Seni sevmek başka şey uğruna dövüşmek başka. Gerçekten sevince dövüşmemek olmaz.”

“Bilmem başınıza hiç geldi mi? Yaşamaktan usanıverdim bir gün apansız.”

Bizim millet acıya alışmış. Biz hepimiz bahtsızlığa o kadar alışmışız ki, sevinç anormal geliyor. Bilmez misiniz, bizde yüksek sesle gülmek ayıpların başında sayılır. Hele çocuklar için... Sonra hocalar bize cennetin sevinçleri yerine durmadan cehennemin işkencelerini belki de bu sebeple anlatırlar.

Yoksul insanların varlıklılarla neden aynı olaylar karşısında aynı düşüncede, duyguda, davranışta olamayacaklarını şimdi daha iyi anlıyordu. Yoksulluk umut kırıcıydı. Umudunu yitiren her şeyini yitirmiş olur.

Kafamda sürekli bir meydan savaşı var. Birlikler devriliyor, saflar biçiliyor.