
“İnsan hayatı,başkalarının yaptığı hataların ağırlığını yüklenemeyecek kadar kısaydı.”

Bereketli Topraklar Üzerinde, Orhan Kemal'in köyden kente çalışmaya gelen insanların emek, yoksulluk ve umutla örülü mücadelesini anlattığı güçlü romanlarından biridir. Çukurova'ya iş bulma umuduyla gelen üç arkadaşın hikayesi, Türkiye'nin toplumsal dönüşümünü yakından hissettirir.
Orhan Kemal, Bereketli Topraklar Üzerinde'de işçilerin dünyasını dışarıdan değil, onların dili, korkuları ve küçük sevinçleri içinden kurar. Fabrika, tarla ve şehir hayatı, emek sömürüsünün farklı yüzlerini açığa çıkarır. Romanın kalıcılığı, acıyı melodrama çevirmeden insan sıcaklığını korumasından gelir. Okur, bu dünyada emeğin bedelini somut bir hayat mücadelesi olarak hisseder. Türk edebiyatında toplumcu gerçekçi anlatının en etkili örneklerinden biridir.
Bookspace topluluğundan 13 gönderi

“İnsan hayatı,başkalarının yaptığı hataların ağırlığını yüklenemeyecek kadar kısaydı.”

SON… İçeriye girdiklerinde, duvarda efendilerinin harika bir portresinin asılı olduğunu gördüler, onu en son gördükleri haliyleydi, mükemmel gençliğinin ve güzelliğinin bütün büyüleyiciliğiyle. Yerde bir ölü yatıyordu, gece kıyafetiyleydi, kalbine bir bıçak saplanmıştı. Yüzü solgun, kırışık ve tiksindiriciydi. Oradakiler, ancak ölünün ellerindeki yüzükleri inceleyince onun kim olduğunu anladılar.

Beni, yandığım ateşe hayran hayran bakarken görmüşler. “Bunu gece günlüğüme yazacağım.” "Neyi?" "Ateşten yananın ateşe doymadığını."

-Diğer insanlar hakkındaki skandalları severim ama kendimle ilgili skandallar beni ilgilendirmez yeni bir yanı yok ki çekici olsun. -Seni ilgilendirmeli Dorian, isminin saygınlığını korumak her beyfendiyi ilgilendirir. İnsanların senden alçak, aşağılık birşeymiş gibi bahsetmelerini istemezsin. Elbette senin bu hayatta bir mevkîn var, servetin var, varoğlu var… ama mevkî ve servet herşey demek değildir…

Çirkinler ve aptallar bu dünyada her şeyin en güzeline sahiptirler. Kafaları son derece rahat, ağızları bir karış açık öylece oturup oyunu izleyebilirler. Zafer nedir bilmezler belki ama en azından, yenilgiyi de tatmazlar. Hiç istiflerini bozmadan, kayıtsız, gürültüsüz patırtısız yaşayıp giderler; tıpkı hepimizin yaşaması gerektiği gibi. Ne başkalarını felakete sürüklerler, ne de yaban ellerde heder olurlar.

Ahlâklı kitap yada Ahlâksız kitap diye birşey yoktur. İyi yazılmış kitap ve iyi yazılmamış kitap vardır. 1890 da dergiye verilen asıl metin ve 1891 de Oscar Wilde’ın sansürlemek zorunda kaldığı metnin her ikisinin 2011 yılında yayınlanan baskısı.

-Senin beni unutma ihtimalin, benim seni unutma ihtimalimden daha yülsek. -Ne demek istiyorsun ? -Hayatında yeni biri varmış… -Düşünese bugün tiyatroya gelecek bende Juliet’i oynuyorum. Aşıksın ve Juliet’i oynuyorsun, seyircileri ürkütmekten korkuyorum. Ya ürkütürüm yada büyülerim…

Bugünlerde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar da hiçbir şeyin kıymetini bilmiyorlar..

İnsan âşık olduğunda işe önce kendini kandırmakla başlar, sonra da başkalarını kandırır. Romantizm denilen şey tam da böyle bir şeydir.

-Bu Amerika’lı kadınlar neden orada kalmıyorlar, lafa gelince ülkelerinin kadınlar için bir cennet olduğundan bahsedip duruyorlar. -Evet cennet olarak görüyorlar ve tam da bunun için kaçıyorlar (Adem ile Havva) gibi günah onları İngiltere’ye getiriyor günah işleme tutkusu Dorian Gray’de tüm kadın ve erkekleri baştan çıkaracak bir güzelliğe sahip genç bir oğlan ve ben onunla ilgili herşeyi öğrenmek istiyorum… Lord Henry.

“Ah, Harry!” diye bağırdı delikanlı, kahkahalarla gülerek. “Harry günlerini inanılmaz şeyler söyleyerek, akşamlarını da umulmadık şeyler yaparak geçiriyor. Tam benim sürdürmek istediğim hayat. Yine de bir sıkıntım olduğunda Harry’ye gideceğimi sanmıyorum. Sana gitmeyi yeğlerim, Basil.” “Yine poz verir misin bana?” “Mümkün değil.” “Beni reddederken sanat hayatımı mahvediyorsun, Dorian. Hiç kimsenin karşısına iki kez ideal örnek çıkmaz. Bir kez bile karşılaşanların sayısı azdır.”

1890 yılında yayınlanan SANSÜRSÜZ baskısı Başlayalım…
Düşes,"Ya sanata ne diyorsun?" diye sordu. "Bir illettir." "Aşk?" "Yanılsama." "Din?" "İnancın yerini tutan günün modası." "Sen kuşkucusun." "Hiç de değil. Kuşkuculuk imanın başlangıcıdır." "Ya nesin sen öyleyse?" "Tanımlamak kısıtlamaktır." "Bir ipucu ver bana." "Ip dediğin kopar. Labirentte kaybolabilirsin."