
Hatırladıklarım ile kurduklarım, zihnimde olağanüstü bir hızla birbirine karışıp kaynaşıyordu.

Vladimir Sorokin’in Tipi romanında Doktor Platon İlyiç Garin, gizemli bir salgının pençesindeki Dolgoye köyüne ulaşmak zorundadır. Yanında taşıdığı aşı, hastalığın yayılmasını önleyebilecek kadar önemlidir; bu nedenle yolculuğun gecikmesi yalnızca kişisel bir sorun değildir. Garin’e güler yüzlü ve uysal kızakçı Perhusa eşlik eder. Başlangıçta birkaç saat sürmesi beklenen yol, aniden bastıran kar fırtınasıyla yönünü ve ölçüsünü kaybeder.
Kar yoğunlaştıkça görüş kapanır, tanıdık yollar örtülür ve ikilinin hareket alanı daralır. Doktorun köye varma zorunluluğu ile doğanın geçit vermeyen gücü arasındaki mücadele, her yeni gecikmede daha da sertleşir. Rastlantılar ve hayaller birbirine karışırken yolculuk, belirli iki nokta arasında yapılan basit bir geçiş olmaktan çıkar. Zaman uzar, mekân belirsizleşir ve dışarıdaki soğuk, karakterlerin kararlarını sınayan bir baskıya dönüşür.
Sorokin bu kış yolculuğunu korku ile merakı birlikte besleyen bir atmosfer içinde kurar. Tolstoy ve Turgenyev’in dünyasını çağrıştıran çevre, bilimkurgu öğeleriyle karşılaşınca tanıdık Rus kışı tekinsiz bir görünüm kazanır. Tipi, salgına karşı görevini yerine getirmeye çalışan doktorun ısrarını, Perhusa’nın eşliğini ve hiçbir yere çıkmıyormuş gibi görünen yolları aynı arayışta birleştirir. Yolun sonuna varıp varamama gerilimi kadar, fırtına içinde gerçek ile hayalin nerede ayrıldığı da romanın temel sorularından biri hâline gelir.
Bookspace topluluğundan 3 gönderi

Hatırladıklarım ile kurduklarım, zihnimde olağanüstü bir hızla birbirine karışıp kaynaşıyordu.

“Bence geri dönmek daha iyi olur,” dedi Alyoşka bana: “kaybolmak da ne güzel şaka olur!” “Aman Allahım! Bak nasıl bir tipinin geldiğini görüyormusun! Yol yok ortada. Gözleri kör ediyor. Aman Al ahım!” diye tekrarladı arabacı.

YENİ KİTAP Akşam saat yedide, çayımı içmiş olarak, adını büsbütün unuttuğum bir istasyondan yola çıktım; ama hatırlıyorum ki Don Kazakları bölgesinde bir yerdeydi, Novoçerkassk’a da pek uzak sayılmazdı. Karanlık çoktan basmıştı; kızakta Alyoşka’nın yanına oturduğumda, kürk mantoma ve postlara iyice sarındım.
“Hatırladıklarım ile kurduklarım, zihnimde olağanüstü bir hızla birbirine karışıp kaynaşıyordu.”
“SON İki dakika geçmeden kızak, istasyon binasının iyice temizlenmiş girişindeki tahta döşemeye sürtündü; İgnaşka bana dönüp, nefesinin buz tutup kar bağladığı o şen yüzüyle, dedi ki,— “İşte geldik, barin!”
“Bence geri dönmek daha iyi olur,” dedi Alyoşka bana: “kaybolmak da ne güzel şaka olur!” “Aman Allahım! Bak nasıl bir tipinin geldiğini görüyormusun! Yol yok ortada. Gözleri kör ediyor. Aman Al ahım!” diye tekrarladı…”
“YENİ KİTAP Akşam saat yedide, çayımı içmiş olarak, adını büsbütün unuttuğum bir istasyondan yola çıktım; ama hatırlıyorum ki Don Kazakları bölgesinde bir yerdeydi, Novoçerkassk’a da pek uzak sayılmazdı. Karanlık çoktan…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş