
Sanki aramızda bir hatıra varmış gibi bakıyorduk birbirimize, hayır, hatıra değil; unutuş, bir çember çizen ve bizi orada mahsur birakan umut.

Maurice Blanchot'nun Son İnsan adlı anlatısı, denize bakan gizemli bir sanatoryumu andıran mekânda bir araya gelen adsız kişiler arasındaki kırılgan yakınlığı izler. Anlatıcı, genç bir kadınla onun “son insan” diye anılan, hasta ve çekingen bir adama yönelen ilgisi arasında kalır. Belirgin olaylardan çok konuşmalar, susmalar ve birbirine yaklaşamayan bilinçler öne çıktığı için metnin gerilimi, ne yaşandığından çok bir başkasına gerçekten erişmenin mümkün olup olmadığı sorusunda toplanır.
Blanchot, geleneksel romanın açıklama ve karakter geliştirme beklentilerini bilinçli biçimde askıya alır. Hastalık, bekleyiş, yalnızlık ve ölüm düşüncesi; anlatıcının güvenilmez algısı içinde sürekli yer değiştirir. Kişiler hem birbirlerine bağlıdır hem de dilin aşamadığı bir uzaklıkta kalır. Bu belirsizlik, anlatıyı çözülecek bir bilmeceye değil, düşüncenin kendi sınırlarını deneyen bir forma dönüştürür.
Anlatının kalıcı etkisi, ölüm hakkında kesin bir görüş sunmasından değil, varlık ile yokluk arasındaki eşiği dilde duyulur kılmasından doğar. Anlatı, yakınlığın bile ayrılığı ortadan kaldırmadığı bir dünyada hafıza, arzu ve konuşmanın ne kadar dayanıksız olabileceğini gösterir.
Bookspace topluluğundan 1 gönderi

Sanki aramızda bir hatıra varmış gibi bakıyorduk birbirimize, hayır, hatıra değil; unutuş, bir çember çizen ve bizi orada mahsur birakan umut.
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş