Gaétan Soucy'nin Kibritleri çok seven küçük kiz romanı, dış dünyadan kopuk bir malikânede büyüyen iki kardeşin babalarının ölümüyle değişen hayatını anlatır. Zorba baba, çocukların davranışlarını emirlerle belirlemiş ve onları çevredeki yaşamdan uzak tutmuştur. Bir sabah babanın ölmesi, kardeşleri alıştıkları düzenin dışına çıkarır; artık ne yapacaklarını söyleyen kimse yoktur.
Çocuklar tereddüt etmek, korkmak ve acı çekmek dışında kendi başlarına çok az şey bildiklerini fark eder. Babalarının otoritesi ortadan kalksa da onun kurduğu dil ve kurallar zihinlerinde yaşamaya devam eder. Malikânenin dışındaki dünya, özgürlük ihtimali kadar bilinmezlik ve tehdit de taşır. Yeni karşılaşmalar, kardeşlerin evde öğrendiği düzeni giderek daha fazla sorgulamasına yol açar.
Kardeşlerin yeni koşullara uyum çabası, aile içi tahakkümün insanın benlik algısını nasıl biçimlendirdiğini ortaya çıkarır. Özgürlük kendiliğinden kolaylık sağlamaz; seçim yapmayı ve geçmişte öğretilen korkularla yüzleşmeyi gerektirir. Anlatı, kapalı bir evrenin çözülüşünü çocukların sınırlı bilgisi ve kendilerine özgü dili üzerinden izler. Kibritleri Çok Seven Küçük Kız, otoritenin ardından kalan boşlukta kimlik ve bağımsızlık kurmanın sarsıcı sürecine odaklanır.