
gece izleyecegim... birisi önermişti burda...

Ken Kesey’nin Guguk Kuşu romanı, akıl hastanesinde yıllardır kendilerine dayatılan düzene boyun eğen mahkûmların bu düzeni sorgulamaya başlamasıyla gelişir. Kurum, güçlünün zayıfı yuttuğu ve herkesin kendisine biçilen rolü kabul etmesi gerektiği düşüncesiyle işler. Tavşanın kurda meydan okumadan saklanıp hayatta kalması örneği, itaatin doğal bir yasa gibi sunuluşunu anlatır. Hayatta kalmak ile özgür yaşamak arasındaki fark giderek belirginleşir.
Mahkûmlar açıkça soru sormaya başladığında hastanenin dengesi hızla değişir. Kurallar yalnız tedavi amacı taşıyan düzenlemeler olmaktan çıkar; kişilerin iradesini, cesaretini ve birbirleriyle bağını sınayan güç araçlarına dönüşür. Başkaldırı, tek bir emre karşı çıkmaktan çok, insanın kendisine zayıf olduğunu söyleyen yapıyı reddetmesi anlamına gelir. Birlikte sorgulama, yıllardır ayrı tutulan kişilerin dayanışma ihtimalini güçlendirir.
Kesey, görünmez hükümdarların dayattığı toplumsal kuralları akıl hastanesinin kapalı dünyasında yoğunlaştırır. İyilik ile kötülük, güç ile korku ve uyum ile özgürlük arasındaki gerilim karakterlerin davranışlarında sınanır. Bu güçlü başkaldırı hikâyesi, düzenin değişmez kabul edilen ritüellerine karşı insan onurunu ve direnme ihtimalini savunur.
Bookspace topluluğundan 2 gönderi

gece izleyecegim... birisi önermişti burda...

Burayla ilgili dikkatimi çeken ilk şey bu oldu,biliyor musunuz?Hiç kimse kahkaha atmıyor.Şu kapıdan girdiğimden beri gerçek tek bir kahkaha duymadım,haberiniz var mı?Kahkahasını kaybeden temel dayanağını kaybeder,birader.Bir kadının köteğini yemekten kahkaha atamaz hale gelen adam,en büyük üstünlüklerinden birini yitirmiş demektir.Sonra bi bakmışsın kadını kendinden daha çetin ceviz sanıyor...
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş