
<p>Özkan Eroğlu bizlere Rönesans’ın sanatsal kro nolojisini takdim ediyor. Rönesans, sanatı “sanat” sanatçıyı ise “artifex/sanatkar” olarak keşfederek, ilk kez her ikisine de keyfilik ve bağımsızlığı- bir hak olarak tanımanın ötesinde - bir sorumluluk olarak empoze eder. Buna paralel olarak, resimsel yetene ğin kazanılması; nesnel, yani ampirik olarak sorgu lanabilen gerçekliğin taklidi ile misyon tamamlanır, ve biz bunu sanat tarihinde “Gerçekliğin Taklidi Olarak Mimesis” yapısı ile tanımlarız. Bu yapı, mer kezi perspektif, anatomi ve proporsiyon yoluyla öğrenilebilir ve öğretilebilir. Buna eşlik eden sana tın özerk yönü, sanatçıyı bir el yazısı gibi özgünlüğe yönlendirirken; aynı zamanda onu diğer sanatçı özgünlükleriyle rekabete de sürükler. Sanatın am pirik gerçekliğe bakışı, sanatçıyı ve onun yapıtını, ortaçağ sanat uygulaması ve teorisinde bulunma yan, yeni bir nesnel ve böylelikle sorgulanabilir kanıtlama sistemine konumlandırır. Sanatçıyı özne, yapıtı (ve onun ampirik içeriğini) ise nesne olarak kabul eden, özne-nesne ilişkisi ancak bu gelişmeyi takiben ortaya çıkar. Yeteneğe dair değerlendirme kriterleri üzerinden hareket eden ve kesin yargıları nı doğru ve yanlış şeklinde ifade eden; ancak hatalara ve kural dışılıklara da göz yuman, hatta bunları talep eden bir kural yapısı oluşur. Örnek olarak, başlangıçta otonom bir bakış açısıyla, üslupta duruluk üzerine kurulu bir sanat bilinci içinde, bir konu ya da bir problem olarak karşımıza çıkarak; ya reddedilen ya da ek bir çekicilik unsuru olarak oyuna dahil edilen “Üslup karması” sayılabilir. Yine örnek olarak, Michelangelo’nun, tavan resimlerin deki mahşer ile duvarlardaki Quattrocento (Erken Rönesans) fresklerinin çarpıştığı, Sixtin Şapeli fresko resimleri anılabilir. Buna benzer sayısız yakınlık tan söz edilebilir; bunlar birbirinden farklı üslupları uyumlulaştırarak bir araya getirebilir ya da bozucu etkilere sebep olabilirler ve sadece “yumuşak başlı sanatçılar”, eğitim kitapları tarafından yaygınlaştı rılan ve akademilerde öğretilen kural ve tanımlamalara boyun eğerler. Özkan Eroğlu, El Greco’nun şahsında, bu gelişimin gidimli (akıl yürütmeye dayalı) sürecinin bir kopyasını çıkartıyor. Özkan Eroğlu bizleri sanat an layışı- gerçekliğin taklidi bakımından- ampirik gerçekliğin ifadesinden ibaret olmayan bir sanatçıyla yüzleştiriyor. El Greco, maniyerist yöntemle, sanatçının figür, nesne ve mekana dair öznel tutumu ile birlikte dünya görüşünü de sanatsal söyleminin merkezine yerleştiriyor ve her şeyden önce doğal fenomenlerin farklılaşması üzerinden yorum olanaklarını çoğaltıyor. </p><p><br></p><p>Prof. Horst-Martin Herrmann</p>
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!