Henry James'in Bir Kadının Portresi romanı, Amerikalı genç Isabel'in teyzesiyle yaşamak üzere Avrupa'ya gelmesiyle başlar. Isabel yeni çevresinde, çoğu Avrupa kültürüne uyum sağlamış Amerikalılardan oluşan bir topluluğun içine girer. Başlangıçta genişleme ve özgürleşme ihtimali taşıyan bu yolculuk, zamanla yozlaşmış ilişkilerin ve kapalı toplumsal beklentilerin karanlık yüzünü ortaya çıkarır.
James, yaşamının önemli bölümünü İngiltere ve Avrupa'da geçirmiş bir Amerikalı olarak yakından tanıdığı bu dünyayı Isabel'in serüveni üzerinden anlatır. Karakterin seçimleri ve çevresindeki kişileri değerlendirme biçimi, onun kişiliğinin nasıl oluştuğunu gösterir. Avrupa ile Amerika arasındaki kültürel farklar, Isabel'in bağımsızlık arayışını ve karşılaştığı sınırları belirleyen bir arka plan kurar.
Anlatı, karakter gelişiminin yanında kullandığı teknik bakımından da özel bir önem taşır. Gerçekçi roman geleneğini James'in geliştirdiği bakış açısı yöntemiyle birleştirir. Okur olayları büyük ölçüde Isabel'in algısı ve deneyimi üzerinden izler; bu sınırlı görüş, çevresindeki dünyanın anlamını adım adım kurar. Bir Kadının Portresi, bireysel özgürlük isteği ile toplumsal çevrenin dönüştürücü baskısı arasındaki çatışmayı inceler.