
Ne makine şu insan. içine ekmek, şarap balık koyuyorsun İç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor

Zorba, Nikos Kazancakis'in akıl ile tutku, düşünce ile yaşama sevinci arasındaki gerilimi unutulmaz bir karakter üzerinden anlattığı romanıdır. Anlatıcının Girit'te Alexis Zorba ile karşılaşması, onu kitaplardan ve soyut fikirlerden hayatın doğrudan deneyimine doğru çeker.
Kazancakis, Zorba'da özgürlüğü kusursuz bir erdem gibi değil, bedeniyle, arzularıyla ve çelişkileriyle yaşayan bir insanın taşkın enerjisi olarak gösterir. Zorba'nın dansı, müziği, öfkesi ve neşesi romanın felsefi ağırlığını canlı bir ritme dönüştürür. Kitap, yaşamak, kaybetmek, sevmek ve yeniden başlamak üzerine güçlü bir Akdeniz klasiği olarak okunur.
Bookspace topluluğundan 16 gönderi

Ne makine şu insan. içine ekmek, şarap balık koyuyorsun İç çekmeleri, gülüşler ve düşler çıkıyor

Ben hayatta tek bir şey öğrendim: Korkmayacaksın. Korku, insanın içine sızmış en sinsi düşmandır. Korku yüzünden insanlar sevdiklerini söyleyemez, korku yüzünden arzusunun peşinden gidemez, korku yüzünden ruhunun istediği gibi yaşayamaz. İnsan korkudan kurtulduğu an, o an doğar. O günden önceki hayat, sadece bir gölgedir.

Bir insanı, bir işi, bir hayatı sevmek için hesaba kitaplara sığmaz bir delilik gerekir.

…ben sanıyorumki özgür olmak isteyen insandır. kadın özgür olmak istemiyor. öyleyse kadın insan mıdır?

"...Ben oğlum dedi. Ölümsüzmüşüm gibi hareket ederim. Bense her an ölecekmişim gibi davranırım. İkimizden hangimiz haklıydık patron?.."

Gerçek özgürlük, gerçek sevgi, zorba ruhlu bir insanın hiçbir zaman tadamayacağı bir mutluluktur

Ölüm her an ölüyor, her an hayat gibi yeniden doğuyordu.

“ve bazen içimden, küçük bir anı alıp karşılığında bütün ömrümü veresim geliyor…”

"İnsanlarla olan ilişkilerimi bir iç konuşma haline sokmuştum. O kadar düşmüştüm ki, bir kadına aşık olma ile kitap okuma arasında seçim yapmam gerekse, kitabı seçerdim."

"ben, dedi, bir şeye özlem duydum mu, ne yaparım bilir misin? bir daha hatırlamayacak kadar bıkıp da kurtulmak için yerim, yerim… ya da tiksintiyle hatırlamak için. bak bir zamanlar çocukken, kirazlara karşı anlatılmaz bir tutkum vardı. param olmadığı için azar azar alıyor, yiyor, yine istiyordum. günün birinde, kızdım mı, utandım mı, bilmiyorum; baktım ki kirazlar bana istediklerini yaptırıyorlar ve beni rezil ediyorlar, ne plan kurdum bilir misin? geceleyin yavaşça kalktım, babamın ceplerini yokladım, gümüş bir mecidiye bulup çaldım. sabah sabah da kalktım, bir bahçeye gidip bir sepet dolusu kiraz satın aldım. bir çukurun içine oturup başladım yemeye. yedim, yedim, şiştim, midem bulandı, kustum. kustum patron. o zamandan beri de kirazlardan kurtuldum; bir daha gözüme görünmelerini bile istemedim. özgür oldum. artık kirazlara bakıp şöyle diyordum: size ihtiyacım yok! şarap için aynı şeyi yaptım, sigara için de. hâlâ içiyorum ama, istediğim anda ´harp´ diye bıçakla keser gibi kesiyoru

Denize karşı eski bir taverna'da, gıcırdayan tahta sandalye üzerinde uzo içerken tekrar okumak dileğiyle. "hiçbir şey ummuyorum, hiçbir şeyden korkmuyorum, özgürüm. "

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.”

"Yıldızların yer değiştirişini mi görmek istiyorsun, onlarla birlikte dönmen gerek..." Marcus Aurelius'un bu sözü bir uyum içinde yüreğime doldu.

Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma! Tanrı, baş şeytandan çok, yarım şeytandan iğrenir. N. Kazancakis Zorba.

Sevgi ölümü Yener

zorba olmadan yaşayamazsın.