Henry Miller, Yengeç Dönencesi'nde 1930'ların Paris'ini parasızlık, geçici odalar, kafeler ve bohem çevreler arasında dolaşan Amerikalı bir anlatıcının gözünden kurar. Otobiyografik öğeler taşıyan roman, düzenli bir olay zincirinden çok karşılaşmaların, arzuların, öfkenin ve yazma çabasının ritmiyle ilerler. Anlatıcı ile yazar arasındaki yakınlık, metindeki her olayı doğrudan biyografik gerçek saymayı gerektirmez; kurmaca ses, Paris deneyimini bilinçli biçimde büyütür, parçalar ve yeniden düzenler. Bu parçalı kurgu, anlatıcının sokaklar, arkadaşlıklar ve geçici işler arasında savrulan hayatını kesintili fakat bilinçli bir ritimle birleştirir.
Romanın açık cinsellik, yoksulluk ve toplumsal ikiyüzlülük karşısındaki saldırgan dili, 1934'te Paris'te yayımlanmasından sonra süren sansür ve müstehcenlik tartışmalarının merkezindedir. Bu tarihsel bağlam metnin yalnızca kışkırtıcı ününü değil, ifade özgürlüğüyle edebî biçim arasındaki yerini de belirler. Miller'ın yoğun, taşkın ve zaman zaman rahatsız edici anlatımı, kent yaşamını güzelleştirmeden aktarırken bireysel özgürlük arzusunu da sürekli sınar. Geriye kalan etki, bohem Paris mitinin ardındaki maddi sıkışmışlığı ve anlatıcının kendini dil aracılığıyla yeniden kurma ısrarını birlikte duyurur.