Irving Stone'un Yaşama Tutkusu romanı, Vincent van Gogh'un sanatçı kişiliğinin oluşumunu biyografik kurgu içinde izler. Anlatı Hollandalı ressamın Londra'da sanatla tanışmasından Auvers'deki ölümüne kadar uzanır. Yaşamın düz ve rahat dönemleri kadar engelleri, başarısızlıkları ve ruhsal çatışmaları da resim yapma arzusuyla birlikte ele alınır. Van Gogh'un hayata duyduğu tutku ile karşısına çıkan güçlükler arasında sürekli bir iç savaş vardır.
Bu mücadelenin kesin bir kazananı veya kaybedeni bulunmaz. Ressam her düştüğünde yeniden ayağa kalkmasını sağlayan düşünceyi yanında taşır. Delacroix'ya atfedilen, resim yapmayı son nefese kadar sürecek bir keşif olarak gören söz, onun sanata bağlılığının simgesine dönüşür. Üretme isteği, dışarıdan gelen onaydan bağımsız biçimde yaşamını yönlendiren temel kuvvet olarak belirir.
Stone, bilinen biyografik olayları romanın sahneleri ve duygusal sürekliliği içinde yeniden kurar. Okur Van Gogh'un hayatına ilişkin gerçekleri öğrenirken tabloların arkasındaki hassasiyeti, yalnızlığı ve direnme gücünü de görür. Yaşama isteği ile sanat yapma zorunluluğu arasındaki bağ, ressamın her yenilgiden sonra yeniden çalışmaya dönmesini açıklayan merkezî eksendir.