
Hayatta değişmeyen tek mutluluğun sevmek olduğunu bugüne kadar anlayamamıştım.

Bir genç adamın ardında bıraktığı izleri takip eden Yabana Dogru'da Jon Krakauer, 1992'de Alaska'da ölü bulunan Christopher McCandless'ın yaşamının son yıllarını araştırır. Üniversiteden mezun olduktan sonra parasını bağışlayan, ailesiyle bağını kesen ve Alexander Supertramp adını kullanan McCandless, otomobilini geride bırakıp Batı Amerika boyunca yolculuk eder. Çalıştığı insanlar, kurduğu kısa süreli dostluklar, mektupları ve tuttuğu notlar, onun yalnızca macera aramadığını; tüketim, aile beklentileri ve bağımsızlıkla sert bir hesaplaşma yaşadığını gösterir. Alaska'daki terk edilmiş otobüste geçirdiği aylar kitabın odak noktasıdır, fakat Krakauer bu dönemi önceki yolculuklardan ve karşılaşmalardan koparmaz.
Metin düz bir kahramanlık ya da dikkatsizlik hükmü vermek yerine, çelişkili tanıklıkları ve eldeki belgeleri yan yana getirir. Krakauer kendi gençliğindeki riskli tırmanış deneyimini de karşılaştırma amacıyla anlatıya katar; bu öznel yakınlık, McCandless'ı bütünüyle açıklama iddiasından çok, benzer dürtülerin sonuçlarını sorgulamaya yarar. Doğa burada romantik bir kaçış dekoru değildir: bilgi, hazırlık, rastlantı ve bedensel sınırların sürekli karşı karşıya geldiği gerçek bir çevredir. Kitabın kalıcı gerilimi, özgürlük arzusunun başkalarıyla kurulan bağlardan bağımsız olup olamayacağı ve bir yaşamı sonundan geriye doğru yorumlamanın ne ölçüde adil olduğu sorularında toplanır.
Bookspace topluluğundan 5 gönderi

Hayatta değişmeyen tek mutluluğun sevmek olduğunu bugüne kadar anlayamamıştım.

Neşe ve mutluluğun yalnızca insan ilişkilerine dayandığını düşünüyorsan yanılıyorsun. Yaşadığımız her şeyin içinde bulabilirsin bunu. Tek ihtiyacımız olan alışkanlıklarla örülü yaşam tarzımıza sırtımızı dönüp yepyeni bir yaşama adım atmamızı sağlayacak cesaret

sanki bütün yaşamınız, küçük bir çocukmuşsunuz gibi tuttuğunuz eller tarafından yönlendirilmiş ve birdenbire kendi başınıza kalmıştınız, yürümeyi öğrenmek zorundaydınız

"bu andan itibaren, ne denli büyük olurlarsa olsunlar, hatalarımı kabul etmeyi öğrenmek zorundayım."

geride bıraktığım uzun bir hayattan sonra ilk defa mutlu olma şansını ele geçirdim. iyilik yapmanın çok kolay olduğu, ama bu iyiliğe alışmamış insanlarla birlikte köydeki köşemizde sessiz, sakin bir hayat sürme, sonra yararlı bir çalışma, sonra dinlenme, doğanın güzellikleri, kitaplar, müzik, cana yakın bir insanın sevgisi... işte daha fazlasını hayal edemeyeceğim, kocaman bir mutluluk benim için. üstelik sizin gibi bir dost, belki çocuklar... insan daha ne ister?
“bu andan itibaren, ne denli büyük olurlarsa olsunlar, hatalarımı kabul etmeyi öğrenmek zorundayım.”
“geride bıraktığım uzun bir hayattan sonra ilk defa mutlu olma şansını ele geçirdim. iyilik yapmanın çok kolay olduğu, ama bu iyiliğe alışmamış insanlarla birlikte köydeki köşemizde sessiz, sakin bir hayat sürme, sonra…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş