
..."Herkes birbirinin televizyonu. Kimse karşısındakiyle gerçekten konuşmak istemiyor. Öyle birbirimizi izleyip yorum yapıyoruz. Beğenmezsek kanalı değiştiriyoruz..."

Seray Şahiner’in Ülker Abla romanı, uzun yıllar şiddet gördüğü evden ayrılarak kendine yeni bir yaşam alanı arayan bir kadını izler. Ülker, gidecek başka yeri olmadığı için kocasının eziyetine uzun süre katlanmıştır. İçinde bulunduğu durumu, kâbusta olduğunu bilmekten daha ağır bir bilinçle tarif eder: yaşadığı şeyin bir rüya değil, hayatının kendisi olduğunu bilir. Bir gece evi terk etmesi, bu kapanmış düzeni kıran ilk adımdır.
Dışarı çıktığında onu güvenli ve hazır bir gelecek beklemez. Ülker can havliyle bir hastaneye sığınır; burada kalabilmenin yolunu kimsesiz hastalara refakatçilik yapmakta bulur. Hastane hem geçici barınak hem de başkalarının acılarıyla karşılaştığı yeni bir çalışma alanıdır. Kendi yaralarını taşırken yalnız bırakılmış insanlara eşlik etmesi, hayatta kalma mücadelesini başkalarının ihtiyaçlarıyla yan yana getirir. Her yeni karşılaşma, geçmişindeki şiddetten uzaklaşma isteğiyle bugünün belirsizliği arasındaki gerilimi büyütür.
Ülker’in en güçlü savunmalarından biri keskin mizahıdır. “Ağlayanın bir, gülenin bin derdi var” düşüncesi, neşenin dertsizlik anlamına gelmediğini onun deneyimi üzerinden gösterir. Seray Şahiner, karakterini yalnızca başına gelenlerle tanımlamaz; Ülker’in konuşma biçimine, gözlem gücüne ve ayakta kalma iradesine de alan açar. Ülker Abla, şiddet ortamından çıkan bir kadının barınma, çalışma ve kendi sesini koruma çabasını hastanenin geçici dünyasında güçlü bir karakter anlatısına dönüştürür.
Bookspace topluluğundan 4 gönderi

..."Herkes birbirinin televizyonu. Kimse karşısındakiyle gerçekten konuşmak istemiyor. Öyle birbirimizi izleyip yorum yapıyoruz. Beğenmezsek kanalı değiştiriyoruz..."

...insan kısmı iyilik yapıyorsa mutlaka bedeli olur.

“Kâbustayım ama bunun hayatım olduğunu biliyorum.”

“ben Allaha inanıyorum da Allah bana inanmıyor”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş