
"Haydi, sen de cepheye git ve öl, 0 zaman savas bitecek ve çocuklar da aç kalmayacak" deselerdi, hiç tereddüt etmeden giderdim cephede ölme ye Böylesine acıkm1s çocukların O bakışlarını bir daha görmezdim.

Cengiz Aytmatov'un Toprak Ana romanı, İkinci Dünya Savaşı'nın Kırgız bozkırındaki bir köye yüklediği kaybı Tolgonay'ın sesiyle anlatır. Köyün erkekleri cepheye giderken üretimi ve gündelik hayatı sürdüren kadınlar, toprağı hem geçim kaynağı hem de acılarını dinleyen canlı bir muhatap olarak görür. Tolgonay'ın Toprak Ana'yla konuşması, kişisel hatıraları savaşın uzak cephelerden evlerin içine uzanan etkisiyle birleştirir. Anlatı kahramanlığı savaş meydanından çok geride kalanların emeği, bekleyişi ve dayanıklılığı içinde arar. Köydeki ortak çalışma, cepheden gelecek haberlere duyulan kaygıyla iç içe geçer; toprağı ekip biçmek, hayatın kesintiye uğramasına karşı somut bir direnme biçimi kazanır.
Aytmatov, doğa ile insan arasındaki bağa hafızayı taşıyan ahlaki bir ilişki niteliği verir. Tolgonay'ın yaşadıkları tek bir ailenin dramını aşarak savaşın üretim düzenini, kuşakları ve gelecek duygusunu nasıl örselediğini açığa çıkarır. Toprak suskun görünse de anlatının bütün yükünü dinleyen ve yaşamın sürmesini mümkün kılan ortak bir tanığa dönüşür. Kadının konuşması kişisel yas ile kolektif sorumluluk arasındaki geçişleri sakin bir ritimle taşır. Acı ile yeniden başlama iradesinin yan yana durması, eserin duygusal etkisini kolay bir teselliye bağlamadan derinleştirir.
Bookspace topluluğundan 14 gönderi

"Haydi, sen de cepheye git ve öl, 0 zaman savas bitecek ve çocuklar da aç kalmayacak" deselerdi, hiç tereddüt etmeden giderdim cephede ölme ye Böylesine acıkm1s çocukların O bakışlarını bir daha görmezdim.

‘’İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.’’

Benim anladığım gerçek mutluluğun da bir rastlantı sonucu olmadığı, yaz yağmuru gibi birden bire başımıza düşmediğini söylemeliyim. Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.

Gerçek mutluluk, yavaş yavaş, azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla, çevremizle, çevremizdekilere karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk, birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin birikmesinden doğuyor.

"Toprak, sana güveniyorum; sen hepimizi beslersin, sen hepimizi teselli edersin. Ama söyle bana ey toprak, neden insanların mutluluğu bu kadar zor? Neden birileri ekerken, başkaları yok ediyor?"

Zaman akıp gidiyor ve hiçbir saat bir öncekine benzemiyor.

İki insan birbiriyle tam bir uyum içinde yaşarsa, konuşmadan ya da yarım sözcüklerle bile anlarlar birbirlerini.

Suvan, mutlu olacağız değil mi? Cevap verirdi: ⁃ Toprak ve su insanlar arasında esit olarak paylastırı- Iınca. kendi tarlamız olunca, kendi tarlamızı sürüp eker, kendi ürünümüzü kaldırınca, biz de mutlu olacağız. insa- nn çok bűyük bir mutluluğa ihtiyacı yoktur Tolgonay. Bir ciftçi için mutluluk, kendi tarlasını sürüp ekmek ve ürün almaktır

İki insan birbiriyle tam bir uyum içinde yaşarsa, konuşmadan yada yarım sözcüklerle bile anlarlar birbirlerini.

Demiri nasıl tavında dövmek gerekiyorsa, çekiç darbelerini nasıl soğutmadan indirmek gerekiyorsa, her kelimeyi de öyle tam zamanında söylemek gerekiyordu. O anı geçirince söz soğuyor, katılaşıyor, insanın yüreğine taş gibi oturuyor ve bu ağırlığı kaldırıp atmak hiç de kolay olmuyordu.

İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.

"Söyle bana toprak ana gerçeği söyle İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı ? "

İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.

Bir insanın kaderi, dağdaki patika gibidir: Bazen çıkar, bazen iner, bazen de dibi görünmeyen bir uçurumun başına gelip durur. İnsan tek başına böyle bir yolda ilerleyemez, ama birleşenler, birbirine omuz verenler her engeli aşarlar.
“İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey değildir. Insan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.”
“Gerçek mutluluk,yavaş yavaş,azar azar gelir ve bu bizim hayata bakış açımızla,çevremizle, çevremize karşı davranışımızla doğrudan doğruya ilgili ve orantılıdır. Mutluluk,birbirini tamamlayan ufak tefek şeylerin…”
“Insanın canı çıkmadıkça umudu da yok olmazmış".”
“Ya şavaşacak yenecektik, ya da ölecektik.”
“Bana sorarsanız gerçek mutluluk yaz yağmuru gibi birdenbire boşanmaz insanın başına. Davranışlarımıza, çevremizdeki insanlarla ilişkilerimize her gün azar azar çeki düzen vererek eksiklerimizi tamamlarız. Yavaş yavaş…”
“Demiri nasıl tavında dövmek gerekiyorsa, çekiç darbelerini nasıl soğutmadan indirmek gerekiyorsa, her kelimeyi de öyle tam zamanında söylemek gerekiyordu. O anı geçirince söz soğuyor, katılaşıyor, insanın yüreğine taş…”
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş