
Yetişkin bir insan ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur.

Bugun ozgurluk idealleri yerlerine oturtulmus durmudalar ve onlari mantikli bir aciklik ve tutarlilikla tanimlamak mumkun. Karsimizda duran sey toplumu iyilestirmek ya da degistirmek ihtiyaci degil yalnizca; bugun toplumu yeniden yapmak, yeniden kurmak ihtiyaciyla karsi karsiyayiz. Karsilastigimiz ekonomik krizleri, bizleri parcalayan ve yasadigimiz yuzyili tarihtekien kanli yuzyil yapan toplumsal catismalari cozmek, ancak bu sorunlarin egemen olan bir medeniyetin kalbinde yattiklarini, yani yalnizca kotu yapilanmis bir toplumsal iliskiler butununden ibaret olmadigini acikca gormekle mumkun olabilir. (Tanitim Bulteninden)Sayfa Sayisi: 228Baski Yili: 2013Dili: TurkceYayinevi: Sumer Yayincilik
Bookspace topluluğundan 4 gönderi

Yetişkin bir insan ölü bir çocuk değil, yaşamayı başarmış bir çocuktur.

Çünkü biz nesne değiliz. Bu esas olandir. Biz özneyiz, aramızda bize nesneymişiz gibi davrananlar yanliş, insanlık dışı, doğaya karşı davranıyorlardır. Ve bizimle birlikte, en büyük Nesne olan doğa, onun yorulmadan yanan güneşleri, dönüp duran galaksi ve gezegenleri, kayaları, denizleri, balıkları ve eğreltileri, köknar ağaçları ve küçük tüylü hayvanları, hepsi özne oldular. Onlar bizim bir parçamız, biz onların bir parçası olduğumuz için. Etimiz, kemiğimiz. Biz, onların bilinciyiz. Eğer, biz bakmayı bırakırsak, dünya kör olur. Eğer, biz konuşmayı ve duymayı bırakırsak, dünya sağır ve dilsiz olur. Eğer, düşünmeyi bırakırsak, düşünce olmaz. Eğer, kendimizi yok edersek, bilinci yok ederiz.

Büyümemiz için bize gereken gerçekliktir, insan erdemini ya da kötülüğünü aşan bir bütünlüktür. Bilgiye, kendimizi bilmeye ihtiyacımız vardır. Kendimizi ve gölgemizi görmemiz gerekir. Çünkü gölgemizle yüzleşebiliriz; onu kontrol edebilir, onun rehberliğini kabul edebiliriz; böylece belki de büyüdüğümüzde, güçlenip toplum içinde sorumlu yetişkinler olduğumuzda, dünyada yapılan kötülükler, katlanmak zorunda olduğumuz adaletsizlikler, azap ve acı karşısında, ve o en sondaki nihai gölge karşısında, çaresizlikle teslim olmaya ya da gördüklerimizi inkâr etmeye daha az eğilimli oluruz.

Gerçekten canlı olan, hiçbir şey karşısında duraksamaz ve saçma, "çocukça" sorulara hiçbir şeye aldırmadan cevap arar. Cevaplar yanlış olsun, felsefe hatalı olsun, ne çıkar - hatalar, doğrulardan daha değerlidir: doğru makineye aittir, hata canlıdır; doğru güvence verir, hata ise rahatsız eder. Ve eğer cevaplarımız ulaşılması imkânsız şeylerse daha da iyi! Cevabı belli sorularla uğraşmak, beyinleri inek işkembesi gibi kurulmuşa benzeyen insanlara özgüdür - ve biliriz ki işkembe ancak geviş getirmeye yarar. Eğer doğada sabit şeyler, sabit gerçekler olsaydı, tüm bunlar yanlış olurdu. Ama şükür ki gerçekler hatalıdır. Diyalektik sürecin özü tam da budur. Bugünün doğruları yarının yanlışlarıdır; en son sayı yoktur. Devrim her yerde, her şeydedir. Sınırsızdır. En son devrim, en son sayı yoktur.