Clara Dupont-Monod’nun Taslarin Anlattigi romanı, Fransa’nın ücra bir köyünde sakin bir hayat süren ailenin yeni bir bebeğin doğumuyla değişmesini anlatır. Anne ve baba, çocuklarının görmeyeceğini, yürümeyeceğini, gelişiminin çok sınırlı kalacağını ve yaşamının kısa olabileceğini öğrendiklerinde bildikleri aile düzeni sarsılır. Bebeğin ihtiyaçları, evdeki herkes için farklı bir duygusal sınava dönüşür.
Ağabey küçük kardeşini güçlü bir sevgiyle sahiplenir ve hayatını onun çevresinde kurar. Kız kardeş ise ailenin bütün dikkatini değiştiren bu varlığa karşı giderek büyüyen öfke duyar. Aynı çocuk, iki kardeşte şefkat ile reddedişin birbirine zıt biçimlerini ortaya çıkarır. Zaman geçtikçe yorgunluk, suçluluk ve bağlılık aile içindeki ilişkileri yeniden şekillendirir.
Evin duvarlarındaki ve avlusundaki taşlar, yaşananların sessiz anlatıcılarıdır. İnsan ömründen uzun süren varlıklarıyla doğumlara, kayıplara ve ailenin yeniden yakınlaşma çabasına tanıklık ederler. Taslarin Anlattigi, engellilik deneyimini romantikleştirmeden bakım, kardeşlik ve yas üzerine düşünür. Sakin ve şiirsel dili, büyük duyguları sömürmeden aktarırken hayatın kırılganlığı ile devam etme gücünü aynı aile portresinde buluşturur. Taşların bakışı, aile hikâyesine zamansız bir mesafe kazandırır.