
Afşin Kum’un Sıcak Kafa romanı, konuşma yoluyla bulaşan ve dili anlamsızlaştıran bir salgının ardından kurulmuş İstanbul’da geçer. Eski dilbilimci Murat Siyavuş, hastalığa bağışıklığı olduğunu saklayarak annesiyle birlikte dar bir hayat sürer. Devletin salgın kurumu bağışıklığının izine ulaştığında Murat, karantina bölgeleri ve parçalanmış mahalleler arasında kaçmak zorunda kalır; zihinsel ateşlenme belirtisi olan “sıcak kafa” ise hem yeteneğinin hem de tehlikenin işaretidir.
Anlatı salgını yalnız biyolojik bir felaket gibi ele almaz. Dilin ortak gerçeklik kurma gücü bozulduğunda yönetim, bilgi ve itaat arasındaki ilişki de değişir; anlaşılmaz söz korkusu, kurumlara sınırsız denetim alanı açar. Murat’ın geçmişteki araştırması ile bugünkü kaçışı birleşirken bilimsel sorumluluk ve kişisel suçluluk öne çıkar. Sıcak Kafa, iletişimin kaybını distopik gerilime dönüştürürken insanları bir arada tutan şeyin yalnız aynı kelimeleri duymak değil, onların anlamını birlikte sınayabilmek olduğunu hatırlatır.
Salgının semptomu anlamsız konuşma olsa da romandaki asıl mücadele kimin sözünün geçerli kabul edileceği üzerindedir. Murat’ın dil bilgisi, hastalığı çözebilecek bir araç olduğu kadar kurumun onu denetlemek istemesinin nedenidir. Bilgi ile özgürlük arasındaki bu gerilim distopyanın politik omurgasını kurar.
Bu kitap hakkında henüz gönderi yok. Uygulamada ilk paylaşan sen ol!
Uygulamada oku
Alıntıla, işaretle, okuduklarını paylaş